Underground ya da Zamanımızın Kahramanı

Gölge Konuşuyor:

Underground’ı Rus romanının geri dönüşü olarak müjdeleyebiliriz. 99’da yazılmış roman. 37 doğumlu Makanin’in ilk büyük eserini 62 yaşında yazmış olması da düşündürücü. Böyle şeyler olunca insanın aklına bazen meziyetlerimizi göstermek için uygun koşulların gerçekleşmesi  gerekir düşüncesi geliyor. Zaman ve mekan hazır, romanı yazması gereken kişi bekleniyormuş gibi bir durum söz konusu. Makanin olmaz, diye itiraz edenler olmuş olabilir ama biz bugün isabetli bir karar olduğunu düşünüyoruz bu romanı Makanin’in yazmasını. Kim söylemişti hatırlamıyorum, eser yayınlandıktan sonra toplumsal belleğin bir ürünüdür artık.

Teknik yabancı olduğumuz teknik değil. Underground ağzıyla yazılmış. Undergroundı artık bir kimlik saymamız gerektiği için böyle söylüyorum. Çünkü edebiyat bunu tüm çıplaklığıyla bize gösteriyor. Buradaki underground ağzı böyle bol küfürlü bir ağız değil. Hitap şekli Trainspotting romanındaki gibi ama edeplice. Çok uzun cümleler yok. Kesik kesik. Romanın bu haliyle içine İrvine Welsh kaçmış bir Dostoyevski anlatımı var diyebiliriz

Underground, Peçorin’e ithaf edilmiş olsa da konuşan hep Raskolnikov’muş gibi geldi bana. Kafası iyi biri anlatıyor romanı. Bazen algıları açık, bazen de sarhoş gibi. Sanki planlanmış değil, doğaçlama konuşuyor gibiydi karakter. Bu durum romanı karakter özelinde hem zorlaştırıyor, hem de kolay anlaşılır hale getiriyor. Bu bakımdan Leopold Bloom’unki ile aynı esriklikte bir ifade biçimi söz konusu. Lafı uzattıkça da uzatıyor. Bir kitap olmasa okuduğunuz bu bitmez diye düşünürsünüz. Adamın ya tam olarak delirmesi ya da akıllanmasıyla söz biter diye tahminde bulunuyorsunuz, bu sözsüz anlatımı savunarak kendi “ben”ini arayan karakteri düşününce… İnsanlar ona Petroviç diyorlar. O da böyle diyor kendisine Petro’nun oğlu. Manidar, oraya geleceğiz. İlk ismini ve soy ismini öğrenemiyoruz. Ne tuhaftır ki sevgilileri de Petroviç diyorlar. Ne diyelim kendinizi ne olarak tanıtırsanız insanlar size öyle hitap eder. Petroviç aslında bir yazar. Ama aç kalmamak için bekçilik yapıyor. Gerçi pek tok olduğunu söyleyemeyiz. An itibarıyla yarı aç yarı tok geçen kahramanımızın en büyük sevinci beleş bira bulmak. Dünyadan kopmuş olmak biyolojiye yönelimi arttırıyor sanırım. Yazdıkları yayınlanmıyor ya da o yayınlatmak istemiyor.

Yeni ve eski birçok edebiyatçı ismi zikrediliyor undergrounda düşmüş olarak. Eski yalnız çok eski değil. Eskiden kasıt sanırım Sovyet dönemi. Bir gecede demir perdeden serbest piyasa ekonomisine geçen ülkede edebiyatın da aynı paralellikte yürümesi beklenmiş. Sovyet dönemi özlemle anılmıyor olsa da bu sözüm ona demokratik Rusya hikayeleri de safsatadan meydana gelmiş ve dalga konusu. Bir yerde demokrasiye geçildiğinde demokratların, soran olursa bizim de burjuvamız var diye, beşinci dereceden önem vakfettiği kodamanların birkaç yıl içinde kendilerini nasıl alaşağı ettiğiyle ilgili dalga geçiş gülümsetti misal. Aslında bu tür şeyler çok değil. Çünkü romanda underground romanlardaki gibi sisteme ve yapıya karşı nefret değil kayıtsızlık söz konusuydu.

“Eski” çok eski değil dedik. Bu doğru. Çünkü çok eski de var. Buna saygı duruşu da var. Rus rönesansı diye tabir edilen ve Puşkin ile başlayıp Platonov ile biten bir resmi geçit burası. Edebiyattan bağımsız düşünülmemesi gerekiyor Rusya’nın. Roman bunu söylüyor. Bu arada söz konusu yazarlarla ilgili de çok özel anekdotlar var. En çok Platonov’unkini, onun zavallılığını sevdim. Akakiy Akakiyeviç, yani Gogol’un Palto’sunun acınası karakterinin bir benzeri Tetelin’de Underground’da boy gösteriyor. Bizde yine Gogol’da oluşan benzer duygulanıma neden oluyor, hatta daha fazlasına Tetelin’in durumu… Makanin’de buraları anlatırken Gogol’un ironik tarzını devam ettiriyor.

Yani Makanin bir tür ruhu geri çağırıyor romanında. Dönüş derken de kastımız bu. Burada Makanin’in bu bağlamda milliyetçilik yaptığını da söyleyebiliriz. “Petro” da bir dönemi işaret ediyor olabilir bu bakımdan… Makanin’in romanındaki Ortaasyalılar, Kafkasyalılar ve Afganlar Dostoyevski’nin romanlarındaki Polonyalılar ve Ukraynalılar gibiydi. Özellikle Lekeli Afgan diye tabir ettiği komşuları için kullandığı bu “lekeli” tabiri bana aşağılayıcı geldi. Tabi tüm bunlar Ayfer Tunç’un son büyük Rus klasiği dediği Undergrond’ın değerini düşürmüyor…

Büyük Rusya’nın boş arazilerini büyük koridorlara benzetiyor Makanin. Kendi ben’ini boş koridorlarda ararken ne derece önemsiz olduğunu düşünüyor Petroviç. Bir nokta bile olmadığını göstermeye çalışıyor Petroviç ülkesi kadar geniş olmasa da zihninin koridorlarında. Okura da Petroviç’İn zihninin koridorlarına nüfuz etmek ve kim bilir belki de burada bu sayede kaybolmak düşüyüor…

Bir parantez de burada Günay Çetao Kızılırmak’a açmadan bu bahsi kapatmayalım. Sayın Kızılırmak ne yaptınız siz böyle. Bu nasıl güzel bir Türkçe. Rusça bilmiyorum ama bunun çok özel bir çeviri olduğunu düşünüyorum. Çünkü esas dilinde yazılmış gibi, çeviri değil…

Underground ya da Zamanımızın Kahramanı” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s