Küçük Ses

Gölge Konuşuyor:

“Neden ölmek istiyordun?” diye sormuştu Hemşire Betty romanın gün görmemiş kahramanı Yew Chodkin’e. Yew ise bir şeyi iyi yapıyorsa o da kendini ifade etme becerisiydi. Bu bakımdan kitap, içi Lao Tzu’dan yapılan alıntılarla ve modern psikolojinin önemli deneyleriyle dolu. Tamamını durumunu açıklamak için kullanıyordu Yew. Neyse hemşireye “Çünkü kendim olamıyordum” cevabını vermişti.

Kendisi olmak da neyin nesi? Biz yetişkinler böyle bir şeye asla izin veremeyiz. Çocuğu eğitmeliydik, o da diğerlerine benzemeliydi, O bir çocuktan ziyade yarının büyüğüydü çünkü. Bu nedenle onun kendine ait bir sesi olmamalıydı. Romanın başlığında buna “Küçük Ses” denilmiş, içinde de Egot deniliyor. Egot benim netliğimdi, diyordu Yew romanın hemen başında. Her ne kadar da Yew’e romanın kahramanı dediysek de ölene kadar Egot’du kahramanımız. Öldürülene kadar demeliydik. Kendisiyken Yew vardı. Yew uyum sağlamaya başladıktan sonra amacımıza ulaşmış Egot’u öldürmüştük..

Yorumu yaklaşık yirmi dört saat sonra giriyorum. Buna rağmen o ilk anki etkisi geçti mi romanın emin değilim. Romanın beni fazlasıyla etkilemiş olmasını biraz da bana dokunan, ilgi alanıma gören ve az biraz da yaptığım işe olan yakın mesafesinden dolayıdır. Böylesine bir alışkanlıkta abarttın demek saçmalığın daniskasıdır. Çünkü abartmak bu işin doğasında vardır. Zira mükemmel eser diye bir şey yoktur. İnce eleyip sık dokursak bunun böyle olduğu ortaya çıkar bu işin tadı kaçar çünkü.

Bu bakımdan edimsel koşullanma ile yetiştirilen birey olarak böyle bir hikaye hepimizin hikayesi. Bu tür hikayeyi okurken, hikayeyi okuma yerine, hikaye üzerinden kendimizi okuruz. Bizi biz olmaktan çıkaran maceramızı okurken teşhisi de koyarız. Romanda bu “doğa yoksunluğu sendromu” diye geçer. Edimsel koşullanmanın başlangıcından bugüne tüm deneylerini inceleriz roman boyunca. Şimdi Milgram ve Asch deneyi nedir uzun uzun anlatmak istemiyorum, -isteyen internette bakabilir- çünkü epey yer kaplayacaktır. Ama bu deneyler sayesinde batığı su yüzeyine çıkarabiliriz.

Hem aşırı gerçekçi hem de kişisel gelişim tadında bir kitap. Umutsuzluğu aşılamaması güzel. Çünkü bu durumda hepimizin intihar etmesi gerekir. Buna gerek yok, zaten öldürülmüşüz. Ama mutsuzluğumuz umudumuz olabilir. Yew’in sonlara doğru sarfettiği şu cümleler anlamlı bu bakımdan:

İçimdeki çocuğu beslemiştim. Ona istediğim her şey vermiştim; özgürlük, alan ve doğa gibi. Hiç ihtiyaç duymadığı şeylerden kurtarmıştım: iş, hırs ve açgözlülük gibi.

Bir tırtıldım ve kelebek oldum.

Bir tohumdum ve bir çiçek oldum.

İçimdeki çocuk büyüyüp içimdeki yetişkine dönüştü. Kendim gerçek benliğim olmaya; bir olmaya başladım.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s