Zaman ve Anlatı 2 : Tarih ve Anlatı

Gölge Konuşuyor:

Bizde “Bana masal anlatma!” diye kızılır. Kimi zaman da bu masal hikaye olur. Hikaye de masal da birer anlatı türüdür; roman, tiyatro ve sinema gibi. Tarih bir anlatı mıdır? Ricoeur’ın bu çalışmasına bakarak anlatının olanaklarından faydalansa da bir anlatı değildir. Sanki anlatı değilmiş de gerçekmiş gibi bahsedilmesi gerekir tarihten ya da anlatıdan. Zaten anlatısal ya da öykülemeci ya da olayörgüsel bir model var, Ricoeur da bu dümeni bu yola kırıyor. Karşısındaki yöntem de daha bilimsel diyebileceğimiz nomolojik model. Bilimsel olsun ya da olmasın tarihyazımında model ne olursa olsun her şeyin bir mantıksal bütünlük içinde anlatılması gerekir. Bu bakımdan kurmaca metinler bu çalışmanın dışında tutuluyor. Mantıksal çerçeveden ziyade bir bilgi yığını şeklindeki kronik de dışarıda bırakılıyor.

Annales okuluyla birlikte tarihyazımı siyasi tarihten toplumsal tarihe evriliyor. Bu bakımdan kitapta birçok refereans olmasına rağmen Fernand Braudel’e bir saygı duruşu var. Evet toplumsal tarih işin içine iktisatı, sosyolojiyi, demografiyi sokmuştur ancak bunu coğrafi düzlemde ilk inceleyen Braudel’dir. Bu bakımdan Braudel’in Akdeniz incelemelerini okumak elzem hale geldi.

Tarih bilinci demek bu bakımdan tarihi olayları bilmek değil, tarihyazımındaki belli yöntem ve düşünüş biçimlerine sahip olmak demek. Konu ile ilgili düşünümsellik, bilgiye ontolojik bir derinlik kazandırmak, bu bilginin yığın olmaktan ziyade zincirlenmiş bir bütün olması gerekmektedir. Epistemolojik kopukluk çünkü tarihyazımında derin bir yarık açar. Burayı da ideolojiler dolduracaktır. Bu arada tarihte yalan diye bir şey yok. Gerçeğin karşısında yer alan yarı-gerçek ya da yarı-uydurmacadır…

Nomolojik modelde sosyal bilimlerdeki yöntem yerine pozitif bilimlerdeki yöntem kullanır. Tarihsel durum ve olayların bir yasaya tabii olduğu tezi belli ki Ricoeur tarafından tatmin edici bulunmuyor. Bunun yerine her durumu tekil bir durummuş gibi değerlendirmek ama bunu da neden-sonuç içindeki zincirlenmiş bir bütüne bağlamak. Aristoteles’in “baht dönüşü” olarak adlandırdığı anlatıdaki u dönüşleri ve birdenbirelik bu durumda önemsiz hale geliyor. İşte anlatısal model bu bakımdan daha makul ve daha mantıklı gelmektedir.

Her iki yöntemdeki tarihçi kimliği ütopik gelebilir insanlara. Hatta Ricoeur’un bile taraf olduğu söylenebilir ama bu yeterince güçlü bir tez değil. Zaten Ricoeur da bilim adamı ile incelediği nesne arasında mesafe olması durumunda gerçekçi tespitleri olabileceğini ifade etmekte.

Son olarak kitabı tek bir cümle ile özetlersek, Ricoeur’un kendi kelimeleriyle, “Kitabımızın bütün ikinci bölümü, tarihin yazılışı ile Aristoteles’in bir olayı taklit eden yapıtlar oluşturma sanatında egemen kategori düzeyine yükselttiği olayörgüleştirme işlemi  arasındaki bağıntıların araştırılmasından  oluşur.”

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s