Rüya Sakinleri

Gölge Konuşuyor:

Bir baktım şimdiye kadar kaç İris Murdoch romanı okumuşum. Murdoch’a yirmi yıl önce Kesik Bir Baş ile başlamışım ve geçen zamana sekiz tane Mudoch romanı sığdırmışım. Bir yazar hep aynı romanı yazar denilir. Ama bir okur aynı romandan farklı zamanlarda birçok okuma yapabilir. Yılların insanın zevkini değiştirebileceği gibi algısını da başka bir yere taşıyabilme gücü vardır. Kuvvetle muhtemel genişletir söz konusu algıyı. Bu bakımdan Murdoch’ın romanlarından farklı çıkarımlarda bulunmuş olsam da yirmi yılda değişmeyen bir şey vardı sanki: damakta bıraktığı tad ya da kalpte bıraktığı duygu.

Bu duyguyu tam olarak nasıl tarif edeceğimi bilmiyorum. Bunu duygusuzluk ya da duygulardaki akışkanlık da diyebilirim. Bu tezimi de karakterlerin davranış biçimi üzerine temellendiriyorum. Karakterlerin hiçbirine iyi diyemiyorum zemindeki bu kayganlıktan ya da söz konusu ettiğim akışkanlıktan dolayı. Tamamen “iyi” diyebileceğim kimse yok bu romanlarda, ama tamamen “kötü” diyebileceğim de yok. İyiliğin dereceleri yerine kötülüğün dereceleri var. Çok kötü var, daha az kötü var.

Ne var ki, insani bir şeyler de görüyorsunuz. Pişmanlık ve suçluluk bunlardan ikisi, bu roman özelinde de buna geçmiş neden oluyor. Özellikle de dört ölüm, dört erken ölüm buna neden.

Roman bağların zayıf olduğu bir aileyi merkeze taşımış. İki kuşak var, üçüncü bir kuşak yok, yani torun yok, zavallı ayağı çukurda yaşlı Bruno torun sahibi olamamış. Olamamış diyoruz çünkü çocuklar ya ölmüş ya da elli yaş civarında. Bu bakımdan romanın karakter kadrosunun yaş ortalaması epey yüksek. Neyse ki geçmişe gitmelerimiz sayesinde yaşı düşürebiliyoruz.

Ailenin yanında uşaklar ve hizmetçiler var. Onlar da diğerleri kadar yer alıyorlar romanda. Hikayenin temel parçalarından hepsi.

Bruno artık üç yıl önce ölüş kızının kocası Danby ile kalıyor diyebiliriz. Aileyi çekip çeviren artık, yaşlı Bruno’ya bakan Danby. Ne var ki, hizmetçi ve uşak tayfası sınıfsal konumlarından mıdır, Murdoch provakatifliğinden midir bilinmez dışarı ile daha çok ilgilidir. Belki onların aile gibi odaklanabileceği meseleler yoktur. Hani ekmek kavgası içindeki insan bilinçlenmez, biçimlenmez demeyin roman sizi yalanlar.

Şu akışkanlığa, zayıf bağlara bir daha geri dönelim istiyorum. Yani adam elleri baldızının belinde iken kadından “elini çek” uyarısı alır.  Aşık olduğunu söyler kadına. Kadın yani Lisa, Diana’yı da aynı sözleri söylediğini söyler. Adam yani Miles herkese aşık olduğunu, buna karşılık kadın da o halde aşk diye bir şey olmadığını söyler. Böyle işte. Bu arada Lisa’nın romandaki en entrikacı karakter olduğunu söyleleyelim. Danby’ye ilgi gösterir gibi yaptıktan sonra gider Miles’a Danby’nin kendisiyle ilgilendiğini söyler. Bu arada Danby’nin de kız kardeşlere karşı ilgisiz olduğunu söyleyemeyiz.

Bu arada bu roman da Murdoch’ın tüm diğer romanlarındaki gibi romantik aşka karşı var. Bu bakımdan erkek mantığı daha doğru gibi. Yani erkekler romantik aşk yaşama konusunda pek maharetli olmadıkları gibi niyetlerinin daha ziyade kadını yatağa atmak olduğu… Böyle düşündüğümüzde Murdoch romanlarının anti-bovarist romanlar olduğu tezini korkusuzca ortaya atabiliriz.

Sözlerimizi noktalarken son olarak bu Hindu gelin Parvati’nin bir uçak kazasında feci ölümü bunun yarattığı etki üzerine konuşalım. Miles’ın ilk eşiymiş Parvati. Çiftin evliliği pek onay görmemiş taraftarlar açısından. Ama Miles’ın bu konuda çok çabaladığını, aileleri ikna etmeye çalıştığını söyleyemeyiz. Bruno esnek davranabileceğini söylüyor, ama şimdiden söylüyor. Ne var ki, Miles şartları hiç zorlamamaış…

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s