Karga Zarif

Gölge Konuşuyor:

Hafif Metro Günleri ile başlamıştım Murat Yalçın’a. Karga Zarif ikinci Yalçın okumam oldu. Böyle bildik kurmaca kalıplarını yıkan adamların eserlerini seviyorum ne diyeyim. Edebiyatın yazılı yasaları olsaydı Murat Yalçın kalıpları yıktığı için ayrılıkçı ve bölücü sayılacak, hüküm giyecekti. Edebiyat söz konusu olduğunda ben de ayrılıkçı, bölücü sayılırım.Yardım ve yataklıktan başımda bela eksik olmazdı belki de. Okuduğum ilk Yalçın kitabında yazar ısrarla anlatının tamamının bilincinde zihninde gerçekleştiğini söylüyordu yazar. Karga Zarif bir öykü kitabı. Yalçın’In kendine has öykü denemeleri de diyebiliriz. Muhafazakar kanat buradakilere öykü demeyecektir.

Karga Zarif’e bakınca aslında her hikayede iki farklı hikaye ilerliyor gibi. Birincisi kağıt üzerindeki hikaye, diğeri de yazar kalemi eline alır almaz başlayan yazar-okur teması. Ördek okur ve ördek yazar adlandırmaları ile bunun faydasız ve gereksiz olduğunu söylese de bu tuzağa zaman zaman düştüğünü itiraf ediyor, “Bana Hikaye Anlatma ya da Çıkmamış Cana Son El Ateş” adlı öyküsel deneme ya da denemesel öyküsünde. Aslında bu kitaptan on dört yıl önce 98’de yazdığı Hafif Metro Günleri’nde Yalçın “metroda, otobüste kimseye yer vermeyen genç için yazdığını söylerken kendisi de bu ördekliğin pençesindeymiş ve hatta okurunun yaşını ve oturacağı yeri göstererek yapar bunu. Okura “gömü ararcasına dikkatli dinle,” uyarısında bulunan Yalçın’ın toplu taşımada okumayı özendirmesini Yalçın’ın yazma macerasında zamanla bazı şeyleri halletiğini görüyoruz.

Gelelim Murat Yalçın’ın yazdıklarında beni etkileyen tarafa. Övgünün çoğu Yalçın ile birlikte genellikle telif eserlere bağışlarım. Sık sık tekrarladığım gibi çeviri ikinci el olduğu için dil aromasından yoksun sayarım. Örneğin Mirem adlı eserde her karakterin bir aksanı var ve bu aksanlar öyküyü zenginleştiriyor. Zaten Murat Yalçın’ın kelime ve cümleleri tek başına okuyanın zihninde yer ediyor. Bana öyle geliyor ki, cümleler ve kelimelerle oynamak Murat Yalçın’ı en çok eğlendiren şeydir. Mirem’de, Mirem dünyadan göçerken, “bi Capon gibi onurunna güppedek gitti,” gibi bir ifade ne kadar halk ağzı gibi görünse de bana yazarın icadı gibi geldi… İnzivaya çekilmiş Eyüplü dolmuş şoförünün hikayesinin anlatıldığı Kanunun Solist Olduğu Gece adlı öyküde, bu inziva durumunun”tavşan yamaca kaçtı” gibi bir atasözü ile verilmesini de Yalçın’ın sadece kelime ve cümle üretmekle kalmadığı halk ağzını da bu zenginliğin içine kattığına şahit oluyoruz. Tüm okumuşluğuma rağmen bazı atasözü, deyim, ikileme ve başka ifade şekillerine bu derece yabancı olmam şaşırttı beni. “Tavşan bayırı aştı.” diye de geçiyor yukarıdaki ifade gündelik hayatta. Aynı zamanda uzun boylu anlamındaki “minare kırması” ifadesiyle de yeni karşılaştım. “Şallak mallak” gibi ikilemeler de bu dil aromasını iyice tadlandırıyor… Ama “Çükü çürük ispençhorozlarıyla dolu kent,” gibi ifadelerde olduğu gibi her şeyi anlamıyor olsam da bu türden ifadelendirme beni etkiliyor.

Tüm türlerden azade yazdıklarına “çığlık metin” diyor bu bol yalvarışlı, yakarışlı, sövgülü, yergili bağırış çağırış yazılarına.  Aşçı gibi yeni çeşniler ortaya dökmüş Murat Yalçın okuruna kendisine anlatırken. Ama yazmanın zorluğunu da hissetiriyor anlatılarında. Bunu kimi zaman edebiyat sahnesinin önemli karakterlerinden laflarla destekliyor. Edebiyatçının çift cinsiyetli olması gerektiğiyle ilgili Coledridge’ın “Büyük zihin çift cinsiyetli olmalı,” derken onun bu alanda ne derece ter döktüğüne de şahit oluruz.

Bildik öykü kalıplarını da geliştiren bir yönü var Yalçın’ın. Misal Jorset ve Jarse adlı öyküde dile gelen Spor ve Topuklu adlı ayakkabıların birer temsilmişçesine isimlerine yakışır bir şekilde davranmalarına şahit oluruz… Bunun yanında yok yok diyebileceğimiz Habname-i Karga Zarif adlı öyküde de başka bir zihniyetle karşılaşırız. Pessoa ve Borges arasındaki Hacivat-Karagöz diyalogu sıradışıydı. Aynı öyküde “Zarif! Zarif!” diye öten karganın Doğan Hızlan’ı sinirlendirmesi de zihinde yer edinecek bir enstantane gibi göründü… Burnunda AŞK yazan pembe uçakta pilota Masumiyet Müzesi’nin nerede olduğunu sorması

Kimileyin bozan kimliğiyle, kimi zamanda tandırnameler okuyan birinin gelenekselliğiyle yazan, kendini “dil sofusu,”  “yazın yalnızı” gibi ifadelerle adlandıran bir edebiyat adamının özel okuru olma adayı…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s