Fenni Sihirler : Değmez

Gölge Konuşuyor:

İsmail Güzelsoy okumaları Değmez ile devam edildi. Değmez de bir İsmail Güzelsoy klasiği ama bir başka Fenni Sihirler olan Gölge’nin gölgesinde kalacak gibi. Yine sıradışı bir kurgu ve birbirinden ilginç ayrıntılar ile karşı karşıyayız. İroni var, bol şaşırtmaca var Güzelsoy’un diğer eserlerindeki gibi ama bu sefer ironiye, acı ve hüzün yoldaşlık ediyor.

Selman Dermani, Değil Efendi gibi Güzelsoy romanlarından bildiğimiz eski dostlara yenileri ekleniyor romanda. İsmini zikrettiğimiz karakterler hikayenin önemli figürleri ama en ünlüleri değiller. Sincap da görünüp kaybolan dostlardan aynı zamanda. Başrolde edip de denilen Faruk Ferzan var, ona Doslar Kasabası’ndan eşlik edecek yılların İranlı doktoru Sadere eşlik edecek. Sadere şimdiyi anlatıyor, Faruk ise geçmişi.

Hikaye Ferzan’ın buz tutmuş Aras Nehri’nin Türkiye-Sovyetler Birliği sınırında yarı ölü bir şekilde nehri kaplayan buzların üzerinde bulunmasıyla başlıyor. Ferzan’ın son durumunu hem Doslarlılar  hem de yaz kış fark etmez bölgede mesken tutmuş kargalar anlamaya çalışıyor. Sanki hikayeye sadece renk katmak için var olan kargaların varlığı ne yazık ki bana biraz eğreti göründü. Aralarındaki sohbet ise eğlencelik olmaktan ziyade gevezelikti bence. Zekilikleriyle meşhur kargalar beni hayal kırıklığına uğrattı. Kargaların gevezeliği romancının bilinçli ve kasıtlı olarak yaptığı bir şey mi bilinmez, ama Hazreti Süleyman’ın onlara kuş dilini öğretmekle hiç iyi yapmadığı ortada. Ben sadece hüthüt kuşuna öğretti sanıyordum ama kargalara da nasiplenmiş bu durumdan.

Ferzan’ın iştiraki olması nedeniyle başına tüm bu çoraplar örülmüş sanırım. İştiraki olmamış olsa bile ülkenin bir döneminin (Tan Olayı’ı ile noktalanan dönem) zihniyetine atıfta bulunduğu için roman özellikle elliler ve öncesinin ruh hali konusunda dikkat çekiyor. Ama hikayede dikkat çeken taraf daha çok Sadere’ninkisiydi. Faruk Ferzan’ı kurtardığı gibi hikayede önemli yer tutan umumhane kaçkını Yelda’yı da tekrar yaşama döndürmüş. Sonlardaki o zeker nakli ise Sadere’nin tıp ilminde vardığı noktayı işaret ediyor. Hikaye tüm Güzelsoy romanları içinde en hüzünlüsü olsa da bu muhabbetlerde Güzelsoy tarzı ironinin tadına varıyorduk. Yelda dahil beş hayat kadının kurtarılması tüm bu durumların bir aradalığına örnekti.

“Değmez” bir roman adıyken bir yanıyla bir aldırışsızlık durumunu belirtiyorken, diğer yanıyla birbirine değen değmeyen bir çok yaşamı aynı hikayenin bir parçası yapmış. Romanı noktalarken bu adlandırma bu şekilde zihinleri meşgul ediyor. Roman okunmaya değer mi, değmez mi tartışılır ama İsmail Güzelsoy poetikasına uygun.  Çok fazla parçalı olması, parçaların birbirine değmiyor gibi görünmesi romanın eksiği gibi okunabildiği  gibi merkezsiz olması yeni bir tarz olarak da okunabilir…

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s