Bir Gece, Markoviç

Gölge Konuşuyor:

Yeni bir yayınevi Cumartesi Kitaplığı’nın dünya edebiyatının haritasını çıkarması, ve birçok farklı coğrafyadan farklı eserler yayınlaması tam da benim aradığım şey. Bu sefer edebiyatı hakkında çok az şey bildiğim İsrail karşımızda. Hakkında çok şey duyduğumuz bu ülkenin özellikle bizim coğrafyada farklı bir imajı var. İmaj dersek birilerine belki haksızlık etmiş oluruz ama konumuz edebiyat olunca ister istemez böyle konuşuyoruz. Edebiyat var diye burada üç maymunu da oynamıyoruz, çünkü değişik şeyler yapan iyi insanlar bu ülkede de var.

Ayeter Gundar-Goshen her ne kadar bizde iyi bir insan izlenimi bıraksa da, yaptığı en önemli şey bence bilmediğimiz şeylerin de olabileceği, bize bazı şeylerin yanlış da anlatılabileceğini gösteriyor olması. Bu da katı ve gelenekçi bakış açılıarın tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini gösteriyor. Dolayısıyla bu romanda da İsrail hakkında duyduğumuz her şey var. Ama her şey ironinin çemberinden geçiriliyor. Bildiğimiz o aşırı gerçekçilik, ciddi söylem yerini ironiye bırakıyor kısacası.

Kahramanlar enteresan bir kere. İrgun adı verilen Filipinler merkezli siyonist bir gizli örgütün üyeleri bunlar. Kitaba adını veren Yaakov Markovic de örgütün sadık bir militanı. Ne var ki, sosyal hayatında bir baltaya sahip olamayan Yaakov aldığı görevleri yerine getirmede oldukça başarılı. Bundan dolayı da “Arap katili” ünvanı ile onurlandırılır. Hani söz konusu ünvandan gururlanıyor mu Yaakov? Hiç sanmıyorum ama üstlerinin takdirini almış olması hoşuna gitmiştir Yaakov’un. Halk kesiminde ise onun yaptıklarına karşı takdirden ziyade kayıtsızlık vardır.

Aslında baştan sona roman Markoviç’in zavallılığını işlemekte. Onun trajedisine şahit olurken ekürisi Zeev Feinberg’in durumunun da elle tutulur bir yanı yok. Hani ikisinin de sanki insanı tarafları var gibi verilmesi de kimilerince bir siyonistin iyi gösterilmesi şeklinde algılanabilir olması da bence yukarıda söz konusu ettiğimiz katı ve gelenekçi tutumla ilgilidir diye düşünüyorum. Aklıma hemen İstvan Szabo’nun Taraf Tutmak ile Costa Gavras’ın Amen adlı filmleri geldi. Devletlerin birilerini terörist ilan edip onların insanı olan bir tarafının olmadığını söylemeleri ne kadar gerçekçi diye sorabilirim bence. Bu tür bakış açıları dayatmanın da daha tehlikeli olabileceğini söylemeliyim. Zira romanda da siyonizmin iyi bir şey olduğuna dair hiç bir şey bulamıyorsunuz. Hatta kimi siyonist militanların İsrail devletinde nasıl makam elde ettiğini de gösteriyor bize roman. Yani İsrail devleti bir şekilde siyonizmin etkisi altında. Tüm bunlardan sonra Markoviç’İn insani tarafının gösterildiği doğum sahnesi gerçekten etkileyiciydi. Daha önce deve ve eşeklerin doğumunda rol almış Yaakov bakalım bir insanın doğumundan yüzünün akıyla çıkabilecek mi? Zeev Feinberg’in o Arap kasabası baskınındaki gözyaşları da aynı amaca hizmet ediyordu bence. Bu arada ailesi olan söz konusu bireylerin evlatlarının ikisinin “piçlik” statüsünde olması da bence romanın güzelliklerindendi. Bella’nın yani Markovic’in sözde kadının o başarısız şairi nasıl vasat bir şair haline getirdiği paragraflarda gülümsetti.

Sadece içerik olarak değil, bu çizgisel ilerleyen romanda dilin sadeliği ama kıvraklığı da söz konusu. Lovecraft için söylediklerimi İsrailli romancı için de söyleyebilirim. Her şey yerli yerinde, aynı bütünün parçası, doğrudan ilişkili, altmetinsiz bir yapı.  Örneğin Arap kasabası baskınında yazar gerçekten sazı öyle bir eline alıyor ki: “Sisli havaya rağmen, dürbünlerini ayarlayınca uzaktaki adamın bir ağaçtan diğer ağaca kaçıp arada bir etrafını kolaçan ettiğini gördü. Ara sıra yerinde olup olmadığını kontrol eder gibi elini sırt çantasına götürüyordu. Çantadaki kabarıklığı gören Zeev Feinberg gerildi. Şüphesiz çantasında bir bomba taşıyordu ve onu köprüye yerleştirmeye planlıyordu. İnsanlar çarpıştığında yeryüzü durmak bilmez: Ağaçlar koparılır, köprüye havaya uçar ve her türden sürüngeni mahvedecek küçük taş yağmurları halinde yeryüzüne dökülürler. Kirpiler ve çakallar bazen insanlarla karışırlar ve gerçekte onlara hedef alınmamış kurşunlar yerler. Kan tüm yeşillikleri karartır, çiçekler cesetlerin altında ezilir. Evet, savaş hiç hoş bir şey değildir ve sırtında bir bombayla yolunu bulmaya çalışan Arap da bunun farkına varmak üzereydi çünkü Zeen Feinberg silahını doğrultmuştu. Karanlıktaki düşmanını hedef aldığında Zeev Feinberg’in tek istediği bir an önce işini bitirip göz kapaklarını mümkün mertebe indirerek oğlunun yüzüne bakmaktı…”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s