Delilğin Dağlarında

Gölge Konuşuyor:

Tertemiz pürüzsüz bir anlatım. Dil, ifade duru ve kıvrak. Baştan sona bir görsellik bağışlanmış. Belgesel havasında ilerliyor ama alttan alta bir gerilim yok değil. Karakterlerin tanıtılmamasını dert etmiyorsunuz çünkü bunun kasıtlı yapıldığına dair bir inanç gelişiyor. Çünkü bu sürtünmesiz anlatımı gölgeleyebilir karakteri tanıtmak. Zaten karaktere değil, olaya, mitolojiye, tarihe odaklanmamız istenmiş.

İki kafile halindeki bir grup bilim adamının Güney Kutbundaki, Antarktika kıtasında fosil avcılığı amaçlı ziyareti konu ediniyor roman. Sadece tarih ve mitoloji değil daha müsbet bilimler jeoloji ve paleontolojiden de yardım alınıyor. Yaşam formlarıyla karşılaştıkça bunun hangi jeolojik zamana ait olabileceği üzerinde duruluyor.

Tabi teknik bir iş kocaman buz dağlarının eritilmesi lazım. Bunu yapacak donanımı, ekipmanı yanında götürmüş ekipler. Bu bakımdan bir sorun yok. Sorun olaya gizem katan penguenler dışında da bir yaşam olduğuna dair emareler. İlk kafilenin yok olması onun izinden giden ikinci kafilenin biri köpek diğeri insan olan iki personelinin gözden kaybolması. Bunun yanında yakın zamana ait olan izler. Bir protoplazmaya dönüşmüş penguen ölülerinin yarattığı korku. İlk kafiledeki personelin delirmiş olması. Tüm bunlar işe hikayeye gerilim katmış.

Romanın okurken eksikliğini hissettiğim şey ise yazarın bir diğer kitabı Ctulthu’nun Çağrısı’nı okumamış olmam. Öğrendiğim kadarı ile Lovecraft ayrıksı bir mitoloji yaratmış söz konusu eserinden ve bunu Deliliğin Dağları’nda kullanmış. Tek kaynağı değil, Poe’nun Arthur Gordon Pym öyküsü ile Necronomicon adlı fantasik canlılardan bahseden arapça bir yayın. Gerçekten Necronomicon’u merak ettim okuma sürecinde. Poe’nun öyküsünüde okumama rağmen aradan zaman geçtiği için belleğin ihanetine uğradım.

Anlatım ve betimlemelerde de yardım almış Lovecraft, Nicholas Roerich adlı Asya’nın çetin kışını resimleyen ressam bu konuda Lovecraft’ın en büyük yardımcısı olmuş görüntülerde, betimlemelerde. Bunun yanında gerçekten Antarktika’yı çizmiş bir ressam olan Sorresby adlı ressamın tabloları da işine yaramış. Ben de ressamlarla ilgili küçük bir araştırma yaptım Google’da. Özellikle Roerich’in manzaraları beni oldukça etkiledi.

Ne bileyim Eskiler’in ortaya çıkışı falan filan. Fantastik korkunun bilinen unsurları. Nihayetinde fantastik canavarlarla ilgili korku hikayelerini okumak benim tarzım değil ama Lovecraft’ın tarzı etkiledi. Bir an önce Ctulthu’nun çağrısını edinmeliyim…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s