İşte İnsan

Gölge Konuşuyor:

Son tahlilde romandan yapacağım çıkarımdan emin olamadım. Okuma sürecinde romanı pozitivizm delisi birisinin yazdığını düşündüm. Ama en sonunda yazarın katı tutumunda yumuşamalar var gibiydi. Belki de baştan beri böyle değildi, ben verilen mesajı algılayamıyordum. Bazen okuması zor olmasa bile art mesajı anlamakta güçlük çekiyorum, çektiğimi düşünüyorum. Tanrı’nın boşlukları doldurduğunu, insanın korkularının üzerinde yükseldiği şeklindeki teze taraftar olmak içimden gelmemişti şimdiye kadar.

Jung’tan bahsedildiğine göre, ondan alıntı yapıldığına göre arketipsel bir okuma mümkündür diye düşünüyorum. Ama bunun yanında Richard Dawkins’e benzer katı gerçekçi tipler de mevcut romanda. Mistiklere bakıp kanmışlar demesi kolay ama romanın Alman asıllı karakteri Karl Glogauer’in krizi eğer gerçekse İsa’nın hikayesi, onun önündeki sis perdesini kaldırmak istiyordu. Yani İsa’nın bir mit olmadığını göstermek istiyordu. Ve felsefenin temel problemi hakikat nedir, sorusu bir kez daha tedavüle çıkar.

Bunu yapacak fırsatı da bulduğunu düşünmeye başlıyor bir ara. Dindarlar, pozitivistler ve psikanalistler arasında oluşturulan bir birlik sayesinde zamanda yolculuk imkanı bulacaktır ve bunu da M.Ö. 28’e giderek İsa’nın çarmıha gerilme hikayesinde rol almaya gönüllü olur. Ne var ki, hikaye onun istediği gibi cereyan etmez, onun izinde gittiğini düşündüğü insanla aynı kaderi paylaşması muhtemel. Gerçekten İsa, Meryem ve Yusuf ile birlikte geçirdiği zamanlar romanın yazarını aforoz edecek derecede fazla gerçekçiydi.

Neyse romanda yazarın derdinin yanında kahramanın çelişkileri, kararsızlığı ve şüpheciliği de işleniyor. Sıkıntılı bir tip olmasına rağmen karakter, kendi bunalımlarını bir tarafa bırakıp nesnel dünya gerçekliğini incelemeye alır. Zamansallık sadece zamanda yolculukla sınırlandırılmamış kurgunun da ileri geri gidip gelişlerine şahit oluyoruz. Onu bu yolculuğa zorlayan şartları da izliyoruz.

Roman her ne kadar klasik bilim-kurgu tarzının ölçütlerini barındırmamış olsa da bunun bir krize neden olmaması gerekir. Bilim-kurgu olsun ya da olmasın eser, yazarların benzer dertleri olabilir. Bu bakımdan bilim-kurguyu gerçekliğin alegorileri olarak da okuyabiliriz. Bu mantıkla Michael Moorcock’un İşte İnsan’ı ile Yaşar Kemal’in Yer Demir Gök Bakır’ını aynı kategoriye sokmak sorun yaratmaz. Romandaki zor durumdaki insanların hep birlikte söyledikleri Os’hana! Os’hana! Os’hana! çığlıklarına kulak verdiğimizde bu benzerliğin, bu mesajın farkına daha iyi varılacaktır…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s