Sophia veya Tüm Hikayelerin Başlangıcı

Gölge Konuşuyor:

Açıkçası biraz hayal kırıklığı yaşadığımı söyleyebilirim. Rafik Schami’den masal dinlemeye alışmıştım çünkü, ama karşılaştığım modern tekniklerle örülü bir roman. Rafik Schami ismi dışında başka bir isim olsaydı kapakta muhtemelen romanı daha çok beğendiğimi söyleyecektim. Beklentilerin dışında bir okuma oldu. Daha önce Kabalcı’dan okuduğum Schami kitaplarını çok sevmiştim. Bu durumda yazarın kaleminden ne çıkarsa okuyacaktım.

Sophia veya Tüm Hikayelerin Başlangıcı’nda bizim edebiyatımızda sık rastlanan küçük burjuva aydının savrulmaları, sürgünleri işlenmiş. Farklı olarak biraz sürprizli bir roman. Harç olarak da aşk kullanılmış.

Hikaye her ne kadar Arap Baharı’nın hemen öncesini işlemiş olsa da yirminci yüzyılın ilk yarısına kadar gidiyoruz. Zamanda yolculuk sayesinde tüm yılları geziyoruz. Roman aslında bir ülkeyi, bir insanı ve bir aşkı işleyen ırmak roman türüne dahil edilebilir.

Komşu ülke ve güzel bir ülke Suriye ve bu ülkenin insanları işleniyor romanda. Ama 2010’a gelene kadar gözle görülür bir çürüme yaşamış bir ülke. Körfez ülkelerini saymazsak, tüm Arap coğrafyası gibi yirminci yüzyılı ortalayan bir dönemse güçlü bir komünist damardan söz etmek mümkün. Baas adı altında Arap milliyetçiliği ile terbiye edilmeseydi söz konusu coğrafyada belki bugün daha çok adalet olacaktı. İşte romanda bu damarla birlikte Suriye’yi ve bu ülkenin aydınlık insanlarını göreceğiz. İthal rejimler Baas ve siyasal İslam ile ne derece kirletildiğini göreceğiz. Çok acılar çekmiş, işkenceler görmüş Hani’nin romanların sonlarına doğru bahsettiği gibi bir dönemin ateisti radikal İslamcı, komünisti kapitalist olmuştu. Korku ve işkence, ya da inanmışlık insanların karşı safta yer almasına neden olmuş. Romanın baş karakteri Salman’ın saf değiştiren kuzeni İlyas’ın durumu gibi. Günümüz Türk siyasi hayatından da benzer portreler yok değil.

Aydın var ama çelişkileri pek çok, bizim Vedat Türkali romanlarındaki gibi. Ama  o bildik savrulmalar, sürgünler o coğrafyalarda da hep varmış. Tabi “sıla özlemi” bu tür romanlarda en öne çıkan unsurlardan. Neredeyse kırk yıl geçmesine rağmen Roma’yı kendisine mesken (Heidelberg macerası da var) tutmuş siyası suçlu Salman, ülkesine dönmek için hakkındaki suçlamaların devam edip etmediğini öğrenmek ister. Ama artık sabır kalmamıştır ve babası Yusuf’un  ölümü de onun özlemlerini depreştirir. Neyse ki annesinin eski aşığı Kerim’in minnet borcu sayesinde bu haseti gidermek için fırsat yakalayacak hem de tehlikeyi savuşturacaktır. Bu beklenilenden daha kolay olacaktır. Çünkü çürümenin, buna bağlı olarak rüşvetin sızmadığı kurum kalmamıştır.

Roman, “Sabır ile mizah, insana her çölü aştırabilen iki devedir.” Arap atasözü ile açılışı yapar. Salman sabrın sınırlarını zorlasa, romanın diğer iki kahramanı Kerim ve kızkardeşi Ayda’yı ayakta tutan iki deveymiş bunlar. Çok klasik bir konusu olsa da söz konusu ülkeyle bu romanın yayımlanmasından sonra edindiğimiz yanlış inanç ve önyargılardan kurtulmak için bence faydalı bir okuma olacaktır.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s