Ev Ödevi

Gölge Konuşuyor:

Nurdan Gürbilek okumanın keyfine varmış biri olarak, elime geçtikçe yazarın her kitabını okumaya çalışıyorum. Yazdıklarının deneme tadında olduğu konusunda yazarla hemfikirim. Eleştiri biraz daha flu bir kavram olduğu için edebiyat eserleri ile ilgili yazılan her şeyi eleştiri kategorisine sokmakta tereddüt yaşıyorum ben de. Ama Gürbilek yakın okuma yaptığı için yazdıkları eleştiri statüsünde değerlendirilmesi gereken yazarların başında geliyor. Yer Değiştiren Gölge ve Sessizin Payı’nı henüz okumadım ama yazarın okuduğum tüm eserlerinde aynı eserle ilgili olsa bile Gürbilek’in yeni bir keşfi çıkıyor karşımıza.

Bu eserde yine Gürbilek’in demirbaşlarından sayılabilecek edebiyatçılar söz konusu olurken daha az değindiği başka edebiyatçılarda işleniyor. Beş deneme var kitapta ama tematik olmakta zorlanabileceğimiz denemeler bunlar. Ama bazı denemelerde birden fazla romancının eseri örneklendirilirken bu eserler arasındaki tematik benzerlik gözler önüne seriliyor.

Ev, başat tema gibi ama bunun yanında dil, oyun, büyüme gibi temalarda ana temanın dolayımına sokuluyor. Evi hep edebiyatta pozitif anlamıyla görmeye alışığız. Evinde hissetmek, gurbette hissetmemek, yatacak yerinin olmaması, yersizlik yurtsuzluk düzleminde işlenince ev bu pozitif tarafıyla karşımıza çıkıyor. Ama iletişimsiz kalmak, küçük bir dünyanın içinde sıkışmak, dışarıda olan bitenle ilgili kayıtsız kalmak gibi durumlar söz konusu olunca evin negatif anlamı karşımıza çıkıyor. İşte Gürbilek’in bu çalışması söz konusu iki anlayışın çatışması değil, evin bu  negatif anlamını gösteren eserlerin özellikleri ve bu negatif durumdan çıkma çabasıyla ilgili eserlerde varolan unsurları inceliyor.

Dil sanki bu konuda bir yırtık, bir çatlak yaratan unsurmuş gibi veriliyormuş romanlarda. Kişinin ya da aydının kendine ayna tuttuğu bir çatlak bu. Tehlikeli Oyunlar’ın Hikmet Benol’ü ve Hüsamettein ALbayım’ı bu çatlaklardan kendilerini izleyen umutsuzlardır. Bir Düğün Gecesi’nin Aysel’i de düşlerinde bir yalanın içinde olduğunu görür. Latife Tekin ise buradaki çelişkiyi, dilsizleri de yani hakkında konuşulup konuşmayanların mırıltısını da işin içine sokarak işlemiş. Ve iki dünya arasındaki geçişsizliğe dikkat çekmiş..

Birçoğunda da cumhuriyetin bu organik olmayan aydının kendine ironik bakışı sergilenir. Artık kemalizmden ve ulusalcılıktan kopmanın zamanıdır. Modern kentli aydının taşralılığı ve olgunlaşmamışlığı karikatürize ediliyor, bu yapılırken de sevimsiz görünmemek için oyun ve ironin imkanlarına başvurulmuş.

Yine de anlatma zorluğu var, hatta anlatamamanın imkansızlığı… Bu da var olan kavrayışı, algıyı aşan bir gevezeliğe doğru evriliyor. Gerçekten söylenen ile söylenmek istenenin sınırları çok aşılıyor bu dil vasıtasıyla. Ama her halükarda bir bilinçdışı yansıması olduğu için söylenenlerin bir yaranın, bastırılmış bir dürtünün tezahürü olduğu da söylenebilir. Kahraman bu serüveninde endişesini dile getirirken bundan garip bir haz da alıyor gibidir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s