Gelin Tacı – Kristin Lavransdatter

Gölge Konuşuyor:

Nobel ödülü de dahil birçok ödül almış bir romancının başyapıtı sayılan bir roman ya da roman üçlemesi. Sigrid Undset 1928 Nobel’ini alan önemli bir Norveçli Yazar. Yazarın başka bir yapıtı olan Türkçeye Yaman Kadın adıyla çevrilen Gunnar’s Daughter adlı başka bir önemli eserini de bu yıl içinde okumuştum, çeviri ve baskı sorunlarına rağmen çok beğenmiştim. Ne var ki, Gelin Tacı’nda bir şeyler eksik gibi. Çok methedilen baş karakteri beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Hatta Kristin’in anne ve babasının gölgesinde kaldığını söyleyebilirim. Yazar finali de anne Rangfrid ve baba Lavrans ile yapıyor. Son diyalogları gerçekten bence romanın en önemli kısmıydı.

Biraz da okurken tabi orjinalin 1144, bendeki Türkçe baskısının 390 sayfa olmasından dolayı biraz elimdeki edisyona hep şüphe ile bakmam eserden zevk almamı engellemiş olabilir. Ama eserde boşluklar var mıydı emin olamadım, çevirmen Samih Tiryakioğlu bunu ustaca gidermiş olabilir. Oysa ki, boşluklar olduğunu düşündüğüm Gunnar’s Daughter’ın okuması daha keyifliydi. Velhasılı siz istediğiniz kadar anlam kaybı olmaması için yamalara başvurun iyi bir çeviri yapmamış olabilir misiniz? Cevap hayır. İkinci bir yazar olan çevirmenin esere estetik değer katmasının yanında, estetik kaybın önünde de durması lazım.

Sigrid Undset malzemesini tarihten alan bir romancı. Bu eseri de on dördüncü yüzyılda geçmesine rağmen, romanın tarihsel fonu zayıf gibiydi. Kendi dilinden okumadığınız  için belki yere ve döneme göre seçilen dil kayba uğramış olabilir. Ama bu fondaki tarihsel olay ve nesnelerin eksikliği söz konusuydu. Ayna yerine başka nesneler kullanılmış olması önemli ama bunun gibi daha fazla şey olmalıydı. Bir monarşi var ama monarklar devlet işlerinden ziyade özel meselelerle haşır neşir.

Kristin’in ise böyle daha isyankar, daha devrimci; çağının önünde bir kadın olmasını isterdim. Daha ziyade bir aşk kadını gibi verilen Kristin’in düzen dışı tek faaliyeti nişanlıyken başka bir erkekle ilişki kurması ve birinin eşi olmaktansa bir başkasının metresi olmaya razı olmasıydı. Ne var ki, bu durumda dönemine göre günahkar bulunmadığı gibi o derece ahlak dışı da bulunamadı romanın diğer sakinleri tarafından. Ne toplum ne de monarşi onun bu yaptığına ceza vermediği gibi ıslah edilmesi için de kiliseye gönderilmesi dışında bir faaliyette bulunamadı. Onun için öldürülen ilk sevgilisi de, sonrasında onun için cinayet işleyen ve ceza alanlar da romanın bu düşük atmosferinde yaşanacak olası heyecanın da berhava olmasına neden oluyor

Çok fazla kusur arama sevdasında olmayan bendenize ağzımın payımı veren durum ise Lavrans’ın atı meselesi. İlk roman ya da ilk bölümde at Guldsvein’in on-on beş yıl sonraki üçüncü bölümde de yaşamaya devam ediyor olması, bana bir at kaç yıl yaşar, sorusunu sordurdu. 20-25 yıl kadarmış. Bu kadarını beklemiyordum, şaşırdım…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s