Kötü Çocuk Türk

Gölge Konuşuyor:

Nurdan Gürbilek eserlerindeki usul ile ilgili konuşmak gerektiği düşüncesindeyim. Eleştiri sıkıcı olabilir, okunmuş bir eserle ilgili olduğunda her şey biraz daha tanıdık gelebilir ve okurun motivasyonu bu sayede artabilir. Ama iyi bir eleştiri rehberlik de edebilir ve okura öneriler de sunabilir. Hakkında konuşulan eser, eğer okunmuşsa, okurun gözünden kaçmış bazı ayrıntıları hatırlatır belki, eğer okunmamış ise okura bir yol haritası sunabilir. Benim de eleştiri okumuşluğum var ama Nurdan Gürbilek’in yazdıklarını eleştiri kategorisine sokup sokmamakta kararsızım. Onu bu kadar okunur kılan şey ne? Nesnel eleştirinin ölçütlerinden ziyade Gürbilek’in önceki metinlerden deneme tadında yeni metinler oluşturması bence. Hatta daha büyük resimler göstermesi. Kurgular oluşturması diyeceğim ama bunun anlaşılacağına dair tereddütlerim var. Misal Gürbilek’in daha önce okuduğum bir denemesinde, eğer Tanpınar ile Benjamin Paris’te karşılaşmış olsalardı ile başlayan kurgu-deney durumları gibi karşılaştırmaları çokça var onun eserlerinde.

İlk baskısını 2001’de yapan Kötü Çocuk Türk’de önsözü de sayarsak dokuz deneme var. Kopuk kopuk mu aralarında bağlar var mı şeklindeki soruya, var cevabını verirdim. Ancak dar anlamıyla değil, resmin tamamına bakmak lazım. Orhan Gencebay ile Recaizade Mahmud Ekrem ya da onun tanınmış karakteri Bihruz arasında nasıl bir ilişki kurulabilir. Dikkatli okunursa aslında böyle bir bağın var olduğu görülebilir. Bu bağı becerebilirsem ben de göstermeye çalışacağım. İstatistik biliminin terimleriyle, rastgele değişkenler arasındaki korelasyonu göstermeye çalışacağım.

Bir deneme kitabı olmasına rağmen bu kitabın bence bir karakteri var: Türk. Bunu etnik bir tabiyeti sığdırmak doğru değil yalnız. Ama köken ve konumla ilgili sıkıntılı bir durum var. Bu bir adlandırma sorunu daha çok. Karakterin ve kişinin hoşnutsuzluğunun temeli bence bir tür kimlik bunalımı aslında. Sınıfsal da olsa etnik de olsa bu böyle. Özellikle Türk yazınında yazarın ya da karakterin özgünlük sorunudur bu. Doğu-batı arasında bir salınıma tabi tutulmuş Ekrem ya da Bihruz. Gencebay’ın ki ise farklılık arzetse de yine uzaktaki bir dünyaya arzu vardır. İstemiyorum diyor ama yokluğunu da “batsın bu dünya” ile dile getirebiliyor. Sadece bu iki örnek değil tüm denemelerdeki karakterlerde bir oturmuşluk, bir uzlaşma yoktur. Ama her durumda da isyan vardır, tamamında direniş olmasa da.

Ama çözümler ya da çözüm adı altında keşfedilen durumlar, bunun için kullanılan imgeler ve metaforlar inandırıcılıktan uzak, sadece durumu kurtarmaya yönelik. Bu bakımdan Tanpınar’ın Huzur’undaki ithal karakter Suad gibi tutarsız ve huzursuz karakterdir Türk.

Bunda azgelişmişlik ve geri kalmışlığın da rolü olduğunu düşünenler az değil. Eserlerini bu düşünce üzerine temellendiren Oğuz Atay’ın ironi sayesinde aşırlıkları (duygulardaki) dengelemeye başarması kayda değer. Atay da kimliksizliği bir kimlik gibi göstermeye çalışan tek tipçi bir anlayış ortaya koyuyor ne var ki.

En büyük yalan ise burada “acıların çocuğu” ya da “yabancının ölümü” temalarıyla üç maymunu oynamak, gerçekliğini göz ardı etmek ve gizlemek şeklindeki tavırlar. özellikle seksenler ve doksanların gerçekliğiydi. Bu da dönemin imgelerinin ve ikonlarının ideolojik manüplasyonlara ne derece hizmet ettiğini göstermekte. “Yalnızca dayatılan bir endüstriden değil, acılı çocukta bir kez daha kendi kudretsizliğinin izlerini bulan, bu güçsüzlüğü bir kez daha bir milli erdeme dönüştürmeye çalışan, maruz kaldığı acıyı bu kalıbın içineyerleştirmeye hazır bir toplumdan söz ediyorum.” Tabi bu acıların çocuğu sadece müzik endüstrisinde değil, beyaz perde de ve romanlarda da başka bir hüviyette karşımıza çıkar. Buradaki temel unsur “babanın yokluğu”dur. Kudretsiz bırakmıştır babanın yokluğu tüm ahaliyi… Atay ise çocuk saflığını yücelten bu durumu kendine has ironisiyle  azgelişmişlik olarak yorumlamıştır. Bu azgelişmişlik kimi zaman da daha da çirkinleşmiş, kavramları tersyüz etmiş, kötülüğü yücelten bir konuma gelmiştir. Ne diyelim en sonunda değişen bir şey yok, henüz olmak istediğimiz şey olamamışız, sadece bu değil daha tam olarak ne olmak istediğimize de karar vermemişiz. Ama durmak yok, yakalayacağız o özgünlüğü, o canavarı…

Not. Okumalar devam edecek ama bir süre blogla ilgilenecek durumda  olamayacağım. Bu nedenle burası bissüre boş kalacak.

Kötü Çocuk Türk” üzerine bir yorum

  1. Olağanüstü güzel ve ilginç bir yorum. Deneme severim ve Nurdan Gürbilek okumadım, ancak bu yorumdan sonra merak için de olsa okuyacağım. Eleştiri veya yorum adı ne olursa olsun okuyucuyu iyiye yönlendiriyorsa başımın üstünde yeri var. Elinize sağlık. Çok özletmeyin kendinizi bu köşeyi boş bırakarak.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s