Karanlık Thomas

Gölge Konuşuyor:

Kitapta bir roman Karanlık Thomas (1-94), Maurice Blanchot’un poetikasını açık eden yazarın Edebiyat ve Ölüm Hakkı adlı denemesi(95-138) ile Karanlık Thomas ile ilgili yazılmış Jean Sarobinski’nin Karanlık Thomas’yı Okuma Denemesi adlı eleştirel denemesi var. Bu üç metin aralarında bir bütünlük oluşturuyor. Hadi neyse üçüncüyü çıkaralım, ama ilk ikisi birlikte okunmalı çünkü başka türlü anlaşılmayacaktır. Karanlık Thomas zaten zor metindir ama Edebiyat ve Ölüm Hakkı adlı harikulade denemeyi okuduktan sonra neyin ne olduğunu anlayabiliyorsunuz. Karanlık Thomas‘yı önce okumasaydık bu metni anlar mıydık, biraz zor cevabını veririm.

Aslında sade başlangıçlarla başlayan upuzun on iki paragraftan oluşuyor roman. Her paragraf bir bölüm aynı zamanda. “Thomas oturdu ve denize baktı,” cümlesiyle başlıyor roman. Aynı sadelikte devam etmiyor maalesef. Sonra işin içine felsefe giriyor diyecektim ki, Sarobinski, “Romancı Blanchot, kıyıdan ayrılan, yalnız başına “kutsal yere” giren Thomas’dır; eleştirmen Blanchot, mutlak uzaklaşmadan geçtiği için, yalnız rastlaşmaya ulaştığı için, en büyük yakınlık duygusuyla uzaktaki yüzücünün gelişmelerini kıyıdan izleme gücünü keşfeden Thomas’dır.” tespitinde bulunur. Sondaki eleştiri yazısı daha ziyade Karanlık Thomas’ın ilk paragrafını mercek altına alıyor ve paragraf ortasındaki çetrefilli durumu edebiyat olarak algılıyor. Burada biraz Blanchot’un poetikasının ayrıntılarına inelim biraz. Yalnız bir şeyleri birbirine karıştırıyor olabilirim…

Blanchot poetikasında anahtar kelime ölümdür. Kavram , ne var ki, Blanchot’nun zihninde kapsamlı sınırlara sahip. Kavramların ölümü de bunun içinde. Ölümün bile ölümü var. Dünyadaki varoluşumuzun söz ve dil vasıtasıyla varlık ve düşünce haline getirerek ölümünü hazırlıyoruz. Varlığın muğlak ve tartışmalı hale getirildiği noktada edebiyat devreye giriyor. Çift anlamlılık noktasında edebiyatın varlığı söz konusu oluyor. Felsefenin gediklerini bir şekilde edebiyat dolduruyor. İstismar da edebilir bu gedikleri kendinden menkul edebiyat. Bu durumda Thomas’nın suya daldıktan sonra ve önceleri suyun varlığını yadsıdıktan sonra suyun kendisi kuvvetli dalgalar olarak kendisini iyice göstermesi sırasında zihnindeki o muğlaklık anıdır istismar ya da edebiyat… Yine de Blanchot’yu bir edebiyat düşmanı saymamak lazım o aslında bu durumda kendi kendisinin nesnesi olan edebiyatı anlamlandırmaya çalışıyor…

Yazma ve yazarlık serüveninde de biraz Hegel’den yardım alarak bu serüveni bir bilinçlilik hali olarak bir zihinsel serüvene devindirir. Kafada planlanmış ya da taslak hali aslında düşünceyi yazının alacakaranlığında dinlenmeye bırakacak ve yazma ediminden cayacaktır… Bu bakımdan da Karanlık Thomas yazıldıkça açığa çıkan bir zihinsel sürecin bilinçlilik haliydi…