Her Şey Nasıl Oldu

Gölge Konuşuyor:

Çok güzel bir roman mı bilmiyorum ama oldukça sevimli bir roman. Sevimliliği karakterinden geliyor. Altı yaşındaki bir çocuğun gözüyle dünya ancak böyle olabilir dedirten bir kitap. Roman süresinse galiba çocuk bir iki yıl büyüyor. Bu süreç zarfında çocuktaki olgunlaşma da başarı bir şekilde yansıtılmış. Çocuk bakışıyla büyük romanı pek rastlanılan bir şey değildir esasında. Daha ziyade çocuğun gözüyle dünya, çocuk edebiyatının konusu olmakta. Bu roman sayesinde de bu ikinci dediğimizde de bir kusur, bir çelişki görebiliriz. Çünkü çocuk ne kadar ben merkezli olsa da algısı yavaş yavaş kendisi dışındaki dünyaya da yönelir…

Edebiyat bir deneme  tahtasıdır, bir laboratuvardır aynı zamanda. Bir kısıtlının gözüyle, bir psikopatın gözüyle, bir yalancının gözüyle  dünyayı da gördük bu sayede. Edebiyatçı tüm karakterleri kendinde toplayan biridir demek ki. O erkekse, kadın olur; tam tersi de mümkün. Bir çocuk da, bir yaşlı da olabilmeli, herkes olabilmeli, her şeye can vermeli. Onun uzmanlık alanı tüm bu karakterleri içselleştiren gözlem yeteneği…

Hikayesini bize anlatan küçük Helena bir çok çocuğa benzer bir çocuk. Onun davranış biçimi çok özel değil. Özel olan bizim onun gibi görme vasfımızın olmaması, bir zamanlar çocuk olmamıza rağmen.  O bir çok şeyi henüz algılamış değil, bundan dolayı da hikayeyi tamamlama işi daha çok biz okurlara kalmış. Örneğin baba dediği kişi biyolojik babası olmamasına rağmen, bunu da bilmesine rağmen bu kişinin babası olduğunu düşünüyor. Çocuk nasıl yapılırla ilgili bir fikri var ama söz konusu fikrin tutarlılığı tartışma konusu.

Helena gelişirken, eğitim diliyle kendini yapılandırırken demek ki bazı yalan yanlış şeyler de öğrenebiliyor.  Büyük Beyinli Çocuk ve Duygusal Zeka adlı iki kitabı okumuş biri olarak çocuğun bazı beyin fonksiyonlarının işlevlerini tam yerine getirmediğini bildiğimden bu durumu anlayabiliyorum. Ne var ki, yetişkinler çocuk eğitiminde çocuğun daha çok doğruları öğrendiğine dair yanlış inançları var. Konuşma bir şeyleri değiştiriyor ama bu istediğimiz şekilde bir algı, bir kavrayış olmuyor henüz. Bir işe başladığınıza inanarak daha çok yol almanız gerektiğinize dair bir inanç geliştirmek zorundasınız.

Helena örneğin “orospu” ve “orospuluk” kavramlarını da  öğreniyor, ama onun kavram haritası bu kavramların kendi bazı davranış biçimlerine uyarlanması şeklinde gerçekleşiyor. Bu kavramları bildiğimiz anlamıyla değil daha çok belirli davranış kalıpları olarak düşünüyor. Orospuluk onun dağarcığında güvenilmezlik, başıboşluk, umursamazlık gibi negatif kavramlara karşılık geliyor… “Komünist” ve “komünistlik” ile ilgili de yine çocukluğua özgü bir kavram haritası oluşturur. Dediğim gibi bunun çocuk özelinde yanlış bir tarafı yok…

Olayı bir pedagojik hikayeye indirgedim sanki ama karşımda çok güzel bir hikaye de cereyan ediyordu. Helena’nın ev ve okul hayatı da söz konusu. Çocuğa isnat edilen masumiyet durumu da yine tartışma konusu. Örneğin Helena’nın karıncaları ezmekten dolayı zılgıt yediği bir sekans mevcut. Yine Zakopy, Nicin ve Prag üçgeninde gerçekleşen hikayede Helena’nın türlü etkilenme durumları da gülümsetiyor gerçekten. Örneğin hakkında türlü ritüeller, şiir dinletiler düzenlenen S. Gururdu’nun ne mene bir şey olduğuyla ilgili doğru yanlış bir çok yorumda bulunmasına rağmen durumun gizemi onda da bir inanç ritüelinin doğup gelişmesine vesile oluyor

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s