Kör Dövüşü

Gölge Konuşuyor:

Uzun zamandır Türk öyküsü okumadığımı fark ettim, özlemişim gerçekten. Çevremdeki iyi okurların çok azı sevmiş olsa dahi memleketin öyküsünün benim için özel bir yeri var. Çok özel kurgular peşindeki roman okuru için çoğu zaman bu öykü türü çok fazla anlam ifade etmiyor ama edebiyatın bir dil olayı olduğunu dilsel lezzetin her şeyin üzerinde olduğunu düşünen okur için vazgeçilmezdir söz konusu öyküler. Dilsel lezzet dedik ama bu kuru bir retorik değil. Kimi durumların kelimeler vasıtasıyla anıtlaşmasıyla açıklanabilir bu durum, Bu öykünün okura aktarım yapma imkanı tanıması da sağaltıcı bir etkisi olduğunu da gösteriyor.

Samimiyet, sıcaklık, inandırıcılık var bence söz konusu öykülerde. Sadece duygu ve düşünceler değil, bunların yarattığı durumların tasviri de bana büyüleyici geliyor. Kapana kısılmak, anlaşılamamak (özellikle erkeğin anlayış kıtlığının neden olduğu), yanlış anlamak, sezmek, öyle olduğunu sanmak, sır saklamak ya da itiraf etmemiş olmak, bir çemberin içinde dönenip durmak, bir başkasının beyni olmak, birini anlamış olurken aydınlanır gibi olmak,  Saymakla bitiremiyeceğim daha başka hal vaziyetler.

Öykülerle somutlamaya çalışırsak öykülerin neredeyse tamamı bir giriş-gelişme-sonuç çizgiliğinden uzak, hayatın belirli bir dönemin kesiti gibi verilmesi, öykünün gedikleri diye adlandırılan okura serbest bir alan bırakan açık uçluluk benim gibi öykü severlerin aradığı şeydir. Misal Karar adlı öyküde gerçekleşmiş intiharın sebeplerinden ziyade geride kalanlar üzerinde bıraktığı etkide yoğunlaşması okurun da başı olmayan bu öyküde bir son beklentisi içine girmesini gereksiz hale getiriyor… Bir başka intihar vakası da Ateş adlı öyküdee karşımıza çıkıyor… Yine kitaba adını veren Kör Dövüşü adlı öyküde kirden grileşmiş perdeler nedeniyle kişiyi pasaklı diye ilan etmenin acımasızlık olduğunu görüyoruz ev sahibinin kafasındaki kör dövüşüne şahit olunca… Bu kafadaki sesler matkapın başrolde olduğu Bağbozumu adlı öyküde de karşımıza çıkıyor…Yine Baraka adlı öyküdeki annenin dünyayı çocuğunun gözüyle görmeye çalışırken tüm erkekleri am delisi ilan etmesinin de kolaycılıktan ziyade annenin hıncındandır…. Yine Bodrum Bodrum adlı öyküdeki patronun işçileşmesi nedeniyle sınıf ilişkilerinin tüm çıplaklığı ile ortaya çıkması… Hiç Olmadığımız Kadar adlı öyküde ise yaş kemale erdikten sonra bir aile sahibi olmaması durumunun ne kadar tercih olduğu konusundaki samimiyet sorgulanıyor… Yine Gerekçe adlı öyküde her harekete yapmacık olan tiplerin laflama isteği anıtlaştırılıyor.

Son öykünün adı Bitti. Ve bu öyküdeki yazısız mezarlar yaşamın anlamıyla ilgili kafada soru işaretleri yaratıyor cevap olmaktan ziyade. Acınası bir durum olmaktan ziyade durum sağaltıcı bir hiçliğe neden olduğu inancı geliştirdi bende…