Sonsuz Kule

Gölge Konuşuyor:

Sonsuz Kule önemli bir kitap. İlk yayınlandığında (1986) büyük heyecan uyandırmış tartışmalara neden olmuş. Türkçe baskısı geç de olsa gerçekleştiğinde yine aynı heyecanı duyanlar olmuş. Ben, o kadar heyecan duymamış olsam da önemli bir kitap sayıyorum Sonsuz Kule’yi. Bu küçük romanın en belirgin tarafı de bence çocuk ve yetişkin edebiyatı ayrımını bulanıklaştırması, muğlaklaştırması.

Zaten kitap “çocuk edebiyatı yoktur, edebiyatın çocuk gözüyle kavranışı vardır,” epigrafı ile açılışı yapıyor. Tabi olayların çocuk gözüyle kavranışının edebiyata sokulması seksen altı itibarı ile yeni bir şey olmasa gerek. Astrid Lindgren, Christine Nöstlinger gibi iki duayen vardır öncesinde benim bildiğim.

Ama başka bir şey yapmış Ocampo, resimleriyle çocuğun simgesel bir dünyansını deşmeye çalışmış kurmaca vasıtasıyla. Bence bu konuda oldukça başarılı ama soyutlamayı henüz yapamayan çocuklar için metninin kavranışı zor olabilir.

Çocuğu o dipsiz kuleye kapatan neden şeytan olsun başkası olmasın sorusu sorulabilir ama. Şeytan sayesinde bir çocuğun dünyayı algılayışı daha kolay olmakta sanırım. Bu durumda bize de “yaşasın kötülük!” demek kalıyor.

Haluk Yavuzer’in Resimleriyle Çocuk eserinde de yer aldığı gibi bir yetişkinin çocuğun bilinç-dışına çocuğun yaptığı resimden okuması daha kolay. Geçmişin travmatik hikayelerinin bugünün ruh halinin alt yapısını oluşturduğu tezi somutlanıyor burada.

Sanat ve yaratıcılık sayesinde de kişinin sağlıklı bir hale geldiği, zihninde koca bir evren yarattığı, yalnızlık çekmediğinin sürekli uzayan sonsuz karanlık kuledeki çocuğun hiç de sıkıcı olmayan bu yaşamından öğreniyoruz. Aslında çocuklar daha uyumlu, dünyaları daha zengin, yabancılaşmamışlar. Can sıkıntısı sanırım sonradan öğrenilen bir şey..