Kuş Kadın

Gölge Konuşuyor:

Kuş kadın olarak bilinen Lili romandakilere ne kadar esrarengiz gelirse gelsin, romanın dışındaki bizler onu bağrımıza basarken o kadar da esrarengiz bulamıyoruz. Onu anlayabiliyor, hatta onunla bir fikir ve duygu birliği içinde de hissedebiliyoruz. Kuş Kadın yirmi yıl önce intihar ederken geriye kalanları soru işaretleri ile baş başa bırakmış. Yirmi yıl geçmiş ama halen anısı tazeymiş gibi konuşuluyor. Bir ölü olmasına rağmen Lili romanın en canlı kahramanı bu bakımdan.

Kızı  Lea’nın ona yakın olanları dinlemesi ile bölümlendirilmiş roman. Herkes Kuş Kadın ile yaşadıklarını hatırlamaya çalışıyor. Bir yorumda Kuş Kadın’ın kendi habitatını yarattığı söyleniyor. Bu bakımdan ona uyumsuz demek söz konusu değil. Uyumsuz olan diğerleri ve bizler. O doğadaki her varlığa eşit mesafede aslında. Onun arkadaşlığı, anneliği, evlatlığı ya da arkadaşlığı eleştiri konusu olurken bu mesafeyi göz önünde bulundurmak gerek.

Terkedilenin Kuş Kadın olması da bu mesafe ile açıklanabilir. Kuşlara, kelebeklere çoğu zaman daha fazla zaman ayırıyor. Bebeğini bırakıp bir karganın, bir sığırcığın peşinde koşması kim ne derse desin onu özel yapan şeydi.

Doğanın şarkısı dillendirilirken romanda, kaldırım serçesine de selam gönderilmiş. Doğal yaşam onore edilirken, mitler ve efsaneler yardımıyla da doğanın saygıdeğer varlıklarının, özellikle kuşların bir insan kadar, bazen de insandan daha yakın olduğu inancına sahip olmak mümkün.

Kusursuz güzelliği ve tüm şehvetine rağmen Kuş Kadın kimseye bağlanmamış, aşığında her an yuvadan kaçacakmış izlenimi bırakıyormuş. Onunla yaşadıklarını “nirvana” olarak değerlendiren Aron dahil herkesin kalbindeki özel yeri yirmi yıl sonra bile küllenmiş değil.

Evet gerçekten bize güzel hikayeler anlatan şu Macarlara ve buna aracı olan Aylak Adam’a da özel bir parantez açmak gerekir. İkilinin zevkine ortak olduğumuz için çok şanslı olduğumuzu düşünüyorum.

Reklamlar