Çernobil Duası

“İnsanları düşünmediler, onların gözünde insan topraktan ibaretti, sadece tarihin gübresiydi”

Gölge Konuşuyor:

Aleksiyeviç radyasyona maruz kalan Çernobil insanını dinlemiş ve onların söylediklerini derleyerek facianın fotoğrafını eksiksiz göstermeye çalışmış. Tabi düzeltisi yapılmış, bir tür retorik katılmış anlatıcıların söylediklerine. Ama bence yazar konuşanların samimi duygularını sansürsüz vermeye çalışmış. Bu şekliye kitap baştan sona kesintisiz bir çığlık gibi.

Çernobil faciasının gerçekleştiği 1986 benim ilk gençlik yıllarıma tekabül ediyordu. O zaman da radyasyonun ne menem  bir şey olduğunu bilen (Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarından dolayı) biri olarak oldukça etkilendiğimi söylemeliyim. Ama bu kitabı sonlandırdıktan sonra facianın asıl boyutlarını fark edebildim. Ve maalesef çoğu birer mutanta dönüşmüş Çernobil insanın bu yaralayıcı hikayesini dinledikten sonra aklıma bizde ekranlara çıkıp formunu radyasyonlu çaya borçlu olduğunu söyleyen dönemin bakanı Cahit Aral geldi. Ve yine maalesef o günün Sovyetler Birliği’nde de egemen zihniyet buymuş…

Aslında bu kitaba kızdım ve kitabı cezalandırmak istiyordum. Çünkü benim gibi üç maymunu oynayan birini bu derece acılara gark etmenin kimsenin hakkı yok. Ve dört yüz seksen sayfa boyunca size nefes aldırmıyor aynı iklimde yaşamanıza veriyor kitap. Yeter diyesim geldi çoğu yerde.

Dikkatli, kendini vererek okuyan, üstünkörü okumayan ayrıntılar düşkün bir okur bu kitap sayesinde küçük çaplı bir radyasyon uzmanına dönüşebilir. Radyasyon miktarı, ölçümü, birimi hakkında belki bir fen bilgisi kitabındaki kadar bilgi verilmiyor ama işin uzmanları konuştuğu için aldığınız bilgi sınırlı da olsa güvenilir kaynaktan oluyor.

Ama bendeniz daha ziyade radyasyonun etkileri üzerinde durdum. Kontaminasyon ve dekontaminasyon sıkça başvurulan kavramlardan mesela. Kimyası bozulmuş yiyecek malzeme ve ürünler kontamine ürünlerdir. Bunları iyileştirmek için yapılan çalışmalara ise dekontaminasyon denmekte. İyot tedavisi varmış bir de radyasyona maruz kalanlara uygulanması gereken ama belli olmayan bir nedenden dolayı Sovyetler’in nükleer tehlike için sakladığı iyot rezervi stoklarda kalmış…

Ölüleri, ölmüş olanları bir tarafa bırakıyoruz insanların psikolojileri allak bullak. Onları kurtarmaya çalışan bir idarenin varlığı konusunda tereddütleri var. Hayatın normal devam ettiğine dair televizyon programları ve başka faaliyetler düzenleniyor idare tarafından. Ama bir yandan da başlarına gelmiş olan felaketin boyutları hakkında bilgi sahibi oluyorlar. Korkuları çok fazla ve yersiz değil. Her şeyden korkuyorlar toprakla haşır neşir olmuş Belaruslu topraktan da korkuyor. Sudan, rüzgardan, yağmurdan, bütün hava olaylarından korkuyorlar. Neyse anlatmakla bitmeyecek. Sağlıcakla….