Mavi Tarlalardan Yürü

Gölge Konuşuyor:

Edebiyat belki bize “Hayat nedir, nasıl yaşanır?” sorularının cevabını vermez ancak hayatın nasıl yaşanacağına dair sonsuz seçenek gösterir. Aşkın, yalnızlığın ve başka duygu ve durumların binbir çeşidine şahit oluruz hikaye okurken. Bu seçeneklerden tümeller oluşturmak felsefecenin işidir. Biz de analiz ederiz ama daha ziyade hikaye biriktiririz. Karakter de biriktiririz. Birçoğumuzun dağarcığında onlarca, yüzlerce, hatta  binlerce karakter vardır. Hepsi birbirinden farklı olduğu için ya da farklı anlatıldığı için zihnimizde yer kaplar. Karakter altyapısının sağlamlığı yanında ifadenin güçlü, sanatlı olmasıdır bizi çeken. Söz doldurmaz  sadece, boşluk da bırakır.

Misal öykünün birindeki “işe yaramaz, çirkin güller” ifadesi. İroniktir bu ifade ve hayal kırıklığı barındırır… Bir başka öyküdeki “Çay kendini yeniden insan hissetmesini sağladı.” cümlesi mesela. Bu cümlenin dilbilimsel bir serüveni de olabilir. Tabi ki çay içmek insan olmanın ölçüsü değildir. Ama bu cümle hem karakterin yorgunluğu ya da susuzluğuna işaret eder hem de karakterin çayla kurduğu ilişkiye… Yine Böll Evi’ndeki yazarın artık yaşamı siyah-beyaz olarak gören emekli edebiyat profesörü için kullandığı “uzun ve ıstıraplı ölüm” ifadesi yine bahsettiğimiz sanatlı ve göndermeli ifadelere örnektir… Eğer tanıdığınız bir Amerikalı size Clinton seçilirse o biçimleri orduya alacağını söylüyorsa onun cumhuriyetçi olduğunu söylemek için müneccim olmaya gerek yok.

Aşkın binbir türlüsü dedik ama bir iki örnek vermek istersek. Kitaba adını veren öyküdeki rahip nikahını kıydığı gelinle sadece parmakların temasına dayalı yakınlaşması, son öyküdeki kadının geçmişte aşık olduğu vebir bebek doğurduğu papazla yaşadıkları birbirinden çok farklıydı. Ama biz her ikisine aşk diyoruz. Biz diyoruz, yoksa kitapta aşkın sözü edilmiyor, yalnızlığın da…

Bunun yanında ekmek kavgası, evlilik, ensest, annelik, kadınlık gibi durumlar da başarılı bir şekilde öyküleştirilmiş kitapta. Burada çok fazla detaya girmek istemiyorum ama her öyküde bir aydınlanış, bir kavrayış yaşadım sanki…

Bir de öyküleri okuduktan sonra içimizdeki İrlandalıyı bulmaktan ziyade, “Hepimiz İrlandalıyız” sloganı daha cazip gelecektir. Evet bize çok benziyorlar. Tek farkları dönüp baktıkları kocaman bir okyanuslarının olması: Atlantik…

Reklamlar