Viyana’da Aşk

Gölge Konuşuyor:

İçsel ve varoluşsal bir yersiz-yurtsuzluğun ilacı olmadığına dair dikkate değer bir roman… Karakterlerden biri trenlere bayıldığını söylüyordu. Henüz otomobilin ve uçağın keşfedilmediği bu dönemde trenlerin bizi bir yerden alıp başka bilinmeyen bir yere götürme durumunu kendine bayrak yapmış kahramanımız… Romanın en önemli karakterlerinden bir kocası, bir çocuğu ve hatta bir sevgilisi olan Gertrude bırakıp gitmeyi hayal ediyordu… Hikayenin genç kahramanı Michael Rost ise beş parasız bir göçmen olmasına rağmen yeni geldiği bu yerde şanslı sayılabilirdi. Takıldığı ve kaynaşmış gibi göründüğü üst sınıf ve statüye sahip insanlar arasında para ve kadın (Liova hariç) bakımından eksiklik duymuyordu…

Sadece Rost değil sanki tüm karakterler gurbetteydi. Ama buna rağmen bir ev özlemi yok. Ev, yol anlamına gelir ancak. Şeylerin, olayların ve yaşantının gelip geçiciliği göze çarpıyor. Hepimizin yapacağı bu gelip geçiciliğe teslim olmak.  Gertrude da kızı Erna da hem bağlanmak istiyor hem de bırakıp gitmek istiyor. Onlarınkisi çelişkili bir tavırdı. Peter Dean ve Fritz Anker ise olayı çözmüş iki karakterdi, onlara geleceğiz…

Anlık zevkler ve anlık mutluluklardan sonra her şey normale dönüyordu. Rost sanki bir şey ispatlamaya çalışmıyor, herhangi bir değere sahip değilmiş, kendini istek ve duygularının seline bırakmış gibiydi. Kadınlar karşısındaki davranışında yer yer tutarsızlıklar vardı. Kimi zaman cinselliği öne çıkaran realist bir tavrı varken, kimi zaman da vıcık vıcık bir romantizm kokuyordu davranışı. Erna’yla atlı arabada, Erna’nın başı omuzlarındayken söylediği, “Dünyadan çok uzaktayız ama, birbirimize çok yakınız.” sözleri gibi. Rost’tan etkilenmesine rağmen bu sözlerden etkilenmiş gibi görünmüyordu Erna… Eğer çözmüşseniz Rost’u, bir hayalci bir romantikten ziyade bir tüketici olarak etiketlemişsinizdir. Onun romantizmi karşı romantizm ısrarına cevaptır.

Para ve zenginlik konusunda da bir eleştiri vardır sanki. Bir aylak olan Rost’un para sorununun nasıl kendiliğinden çözüldüğünü çıtlattık yukarıda. Bir de para konusuyla ilişkili iki şahsiyet daha var; bir tanesi zenginlik mi alın size zenginlik deyip bir şeyler ispatlamaya çalışan ve Rost’a sponsor olan Peter Dean, diğeri de zenginliği elinin tersiyle iten filozofluk bağışlanan subay Anker. Anker ile genç Shor arasında kitabın sonlarındaki o müthiş diyalogta işaret edildiği gibi birçoğumuz sömürgeciyiz. Yok etme ve tüketme hayallerimiz var. Sadece insanların emeğini ve zenginliğini değil duygularını da sömürüyoruz.

Bu David Vogel ile ikinci buluşmam. O, aşk, evlilik ve ilişkiler gibi hassas konularla ilgili gerçekçi bir bakış açısı sunuyor  karakterlerin romantizm ısrarına rağmen. Yalana, ikiyüzlülüğe dair ilişkilerin felsefesi yapılıyor. Özellikle Fritz Anker’in içinde olduğu diyaloglarda böyle felsefi muhabbetler yapılıyordu. “İnsanları mutlu eden doğrular değildir. İnsanlar arasındaki ilişkiler doğruya mı dayalı? Yalanlar olmasaydı dünya da var olmazdı.”