Siyah Şal

Gölge Konuşuyor:

İlk iki öykü Siyah Şal ve İlk Gece sonrası için de ipucu veriyor. Pirandello’nun ölüme bodoslama giden karakterleri bir okur olarak sizi de bu soğuk atmosferin içine sokuyorlar. Siyah Şal’ın Eleonora’sı ile İlk Gece’nin Marastella’sı neredeyse aynı kaderi paylaşıyorlar. Ama Marastella’ya daha çok üzülüyorsunuz, çünkü pek öyle irade sahibi biri değil. Eleonora ise dik biri. Kendini yok ederek birilerinden intikam almaya çalışıyor. Marastela’nın zavallılığı onda da var. Bu bakımdan Eleonora’da kötü bir kişilik değil. Saçını süpürge ettiği için onunkisini, pişmanlık değil de insanlardan vefa bekleyen bir tavır olarak düşündüm…

İlk öykülerin kişileri genelde kasabalı tipler. Dolayısıyla da her öyküde bir çiftlik ve bir çiftlik sahibi bulunuyor. Duman adlı öyküde bu dediklerimizden epey var. Var ama onlar artık kasabanın efendileri değil. Şehirden gelen sanayiciler var. Kasabadaki kükürt madenlerini işletiyorlar. Ve dolayısıyla kasabanın üstünde bir duman tabakası var. Yeni hasımlarıyla baş edemeyen çiftlik sahipleri tuhaf işlere başlıyorlar Tabernacola (Küçük Mabet) adlı öyküdeki çiftlik sahibinin inşa ettiği küçük mabet uşağının başına çoraplar örmesine neden oluyor…

Montelusa rahibelerine seslenen Meola’nın Savunması, Talihliler ve Madem Yağmur Yağmıyor adlı art  arda üç öyküde kilise ve çevresindeki bazı ilişkiler ve hakim duygular işleniyor. Söz konusu ilişki ve duygulara bakınca dönemin İtalya’nın faşizm dönemi olma ihitmali olması olası. Bu duygular daha ziyade nefret ve güvensizliktir. Kilise çevresindeki bazı kirli ilişkiler ve dönen dolapları Arturo Filarmoni gibi daha dürüst insanları ikna etmek lazım. Meola gibi kilise aracılığıyla insanları sömüren birinin de benim için çağrışımları fazla oldu. Liberal papaz tanımı da günümüzün liberal İslam durumuna bir göndermeydi sanki…

Tahtını kaybettiği için intihar eden kral bende saygı uyandırmaz ama bir ekmek parası için hayata asılan insana saygıda kusur etmem. Formalite ve Yelpaze adlı bu iki durumu işliyor. Varlık içinde yaşamış olan Formalite‘nin Gabriele’si iflasıyla birlikte yaşama isteğini kaybeder, ama bir ekmek parası için kendisini ve bebeğini geçindirmeye çalışan Yelpaze’nin Tuta’nın yaşama asılmaktadır….

Ve İki ile Yakın Arkadaşlar önceki öykülerin aksine bireyin içine yöneliyor. Her iki öykü karakterinin de dışa açılan bir penceresi var ama daha ziyade kendi içindeler. Ve İki’nin karakteri Diego Bronner bizi öyle bir krizle başbaşa bırakıyor ki. Diego iki olaya şahit oluyor ki, bu iki olay onun tüm çaresizliğini ve iradesizliğini ortaya döküyor. Bir intihar vakasına şahit oluyor. Adamın birini karanlık gecede kendini sulara bıraktığını görüyor, yüzme bilmediği için de müdahil olamıyor. Bir diğer şahit olduğu hikaye ise bir kedinin kafesteki saka kuşunu düşürüp yemesiydi. Bu son olaya, bu katliama müdahil olma şansı vardı ama iradesizliğinin tavan yaptığı noktada kendinde bu gücü göremedi. Ama onun esas sıkıntısını da bu olaylardan sonra annesi ile yaptığı diyalogtan anlıyoruz. Onun hareketsizliğinin nedenini öğrenirken, öykünün dışarıya açılan penceresinden de tüm bu ruh haline sirayet eden maziye şahit oluyoruz… Kitaptaki en ilgi çekici öykülerden birisi Yakın Arkadaşlar’dı şüphesiz. Kont eskisi Gigi Mear’ın başına gelen birçoğumuzun başına gelmiştir esasında. Eski bir arkadaşıyla karşılaşır Gigi, arkadaşının deyişiyle Gigione. Ama bir sorun vardır: Gigi’yi çok iyi tanıyan ve belli ki bir geçmişleri olan bu arkadaşı Gigi hiç hatırlamıyor…

Olmuş olanlar olmasaydı eğer, olup bitecek şeylerin neler olabileceğini görebilirdim.” şeklindeki biraz da benim biçim verdiğim cümle Eğer adlı öyküyü özetleyen cümle. Dört bölüme ayrılabilir öykü: İki eski dostun karşılaşması, savaş sırasında yaşanan travma, ve bu travmanın tetiklediği suç ile annenin kaderciliği. Sonun söylediğim önemli çünkü kader ile ilgili çok fazla hikaye dinlemedim ama bundan iyisi var mıydı, hatırlamıyorum. Yine travma ve suç arasındaki geçiş de ders verir nitelikte bence…  Çare: Coğrafya adlı öykünün adında coğrafya olsa da bir felsefe metni gibi. Burada da sanırım referans noktası Pascal’ın “evet dünyanın küçük olduğunu fakat kainatın sonsuz büyüklüğünü algılayabilen ruhumuzun o kadar küçük olmadığı” şeklindeki filozof melankolisidir..

Son iki öykü Cevap ve Yarasa deneysel unsurlar taşıyor. Cevap bir hikayenin oluşturulma sürecinin bağlı olduğu unsurları (karakterler, yer, zaman ve açıklamalar) birbirinden bağımsız işleniyor. Yarasa ise bir tiyatro oyununda gerçekliğin içindeki sürpriz durumlar bunun oyuncularda yaratacağı sıkıntılı durum ile birlikte temaşa edenin önceden kestirilemeyen alımlaması işleniyor.

Anlayamadım; çeviride mi, düzeltide mi  bazı sorunlar vardı sanki, buna rağmen her öykü için aynı şeyleri söyleyemesem de bazı mükemmel öyküler okuduğumu söyleyebilirim…