Fil

Gölge Konuşuyor:

Bugünlerde bazı okur dostlarımdan, “beklentimin altında kaldı,”  “bu yazarla bir türlü yıldızımız barışmıyor,” “fena değildi” şeklinde birtakım serzenişleri daha fazla duymaya başladım. Benzer birşey de benimle Raymonda Carver arasında oldu. Yüksek beklenti okuduğum tüm kitaplarda var aslında. Böyle olmasaydı okumazdım zaten. Yüzde doksan da beklentilerim karşılanır. Ama işte Raymond Carver bana çok fazla övüldü. Sorun belki de budur: Birilerinin bu derece övmesi. Bence kitabı okuyanlar, okumayanlara karşı kitapla ilgili duygularını o kadar açık etmemeliler.

Raymond Carver değildi övülen sadece, Amerikan öykücülüğü bana çok övülüyor. Evet doğru benim çok beğendiğim  öykü kitapları oldu Amerkan öykücülüğünde. Ama, Behçet Çelik’in öykülerindeki kahramanlarıyla kurduğum ilişkiyi hiçbir zaman Raymond Carver’inkilerle kuramayacağım.. Türk öykücülüğünde hem benimle duygudaşlık yapan kahramanlarla çok karşılşamam, hem de kısa öykü tarzında yazıldı için ve her şeyi açık eden öyküler sonraki seçenenğim olduğu için Amerikan öykücülüğüne daha çok tercih ediyorum. Hem çeviri zaten ikinci el. Edebiyat ise birinci elden okunmalı daha çok. Ve insanlar bildiği dilde okumalılar, bu dil anadilleri olsun ya da olmasın.

Dikkat edilirse beğenmedim gibi bir ifade kullanmakta imtina ediyorum. Güzel öyküler. Sondaki Çehov üstüne yazılan öyküyü saymazsak belirli bir tema üzerinde gelişiyor. Son öykü hariç neredeyse tüm öykülerde evli bir çift var. Konuşan kocadır hep. Neredeyse hepsinde ölen ve ölmekte olan anne ve babalar mevcut.  Hepsi evliliğin belli başlı bazı halleri üzerinde duruyor. Düş ile gerçeğin karıştığı durumlar, eşlerin birbirinin kurdu olması birbirlerinin içlerini okuması… Tekil durumlar ise öykülerdeki şarkı belirliyor. Yalnız çok zaman alacağından dolayı ve çok yer kaplayacağından ( her öyküye tek tek değinmek zorunda kalacağım) konu ile ilgili detayları buraya giremiyorum…