Kafatasımın Etrafında Yolculuk

Gölge Konuşuyor:

Önce duygumu, yani kitabı çok sevdiğimi ifade edeyim. Bunun yanında her zaman kullanmakta imtina ettiğim “ilginç”, “tuhaf” ve “değişik” gibi ifadeleri de bu otobiyografik roman için kullanmakta beis görmüyorum. Beyninde tümör olan biri konuşuyor romanda. Tuhaflık dediğim şey belki bundandır. Ama durun belki de gerçek tuhaflık bendedir. Çünkü romanı okurken “A öyle mi?” “Hiç böyle düşünmemiştim” “olamaz böyle bir şey” dediğim çok oldu. Yani aslında şimdiye kadar niye böyle şeyler aklıma gelmedi deyip, hayıflanıp kendime dönmeliydim. “Ne güzel bir ifade!” diye imrendiğim altını çizme konusunda tembel davrandığım birçok bölüm oldu ayrıca.

Eleştirel bakmaya çalışayım dedim ama yazar bana otur oturduğun yerde der gibiydi. Hasta bir zihnin bu derece berrak ifadeleri başvurması ve bilincinin bu derece yerinde olması yeryüzündeki tüm okurlar tarafından yadırganabilirdi çünkü… Şimdi bu yorumu okuyan herkese bir kelime öğreteceğim: Lucidus. Anlamı ruh hastasının bilincinin kimi zaman yerine geldiği an. Yani bir deli her zaman deli değildir. Delilerin bizler kadar normal olduğu anlar çok var. Sayemde bilgi dağarcığınızı zenginleştirirken bizim yazarımızı Frici’nin (Frigyes aslında ama kendimize yakın bulduğumuz için biz Frici diyeceğiz romanın ahalisi gibi) de bilincinin yerinde olduğu anlar olduğunu hatırlatalım. Muhtemelen yazma işini de o vakitler yani lucidus evresinde  yapıyor… Halüsinasyonlar, başdönmeleri, nöbetler, baygınlık halleri, chirurgia gibi durumları rahatsızlığı boyunca sık sık yaşıyor hastamız… Chirurgia ne mi? Ansiklopedik ilerliyoruz biraz ama yine de cevap vereyim: Bir eşgüdüm kusuru, yani hareketlerin amaca uygun olmayan bir şekilde cereyan etmesi.

Tuhaflık biraz da yazarın vücuduyla daha ziyade beyniyle kurduğu ilişki ve bu sayede dış dünyayla nasıl bir ilişki kurduğu üzerinde kafa yormasıdır. Çoğu zaman bu mizahi bir hal alırken. Çevresindeki insanlarla “beyni” sayesinde ilişki kurması da tuhafına gidiyor. Çünkü tıp dünyası onunla değil beyniyle ilgileniyor. “Söz konusu olan benim beynim ve yine beynim. Benden tek söz edilmiyor. Burada oturan dört adamın dördü de beni seviyor, tıpkı benim onları sevdiğim gibi; içlerinden birisine ise, benimsenmesi ve değer vermenin de ötesinde kardeşçe bir zarafetle, çözümlenmesi olanaksız bir cazibeyle ilgi duyuyordum…” O da beynini tanımak için çaba sarfediyor. Araştırıyor, içine bakıyor kadavraların, mikroskoptaki o tuhaf madde ve yapıları inceliyor. Her bölümün bir fonksiyonu olması duygu ve düşüncelerini yönlendiriyor olması ona büyülü geliyor. Ameliyat olacağını bilmesi de onu hiç ürkütmüyordu, hatta bundan gizli bir zevke aldığı bile söylenebilirdi. “İşlemin gaddarlığı beni sarıyordu. Vahşice bir zevkle kendimi bırakıyordum, sanki yardım etmek ister gibi.” Ameliyatı sırasındaki düşünceleriydi son söylediklerim. Bu hale geldi en nihayetinde hastamız, üstelik başlangıçta panik düğmesine basmadı değil…

Son olarak ben de Macar edebiyatını sonradan keşfedenlerdenim, son halkası da Frigyes Karinthy oldu. Oliver Sacks okuyup beğenenlere de bu kitabı kaçırmamalarını öneririm.