Son Adım (ikinci okuma)

Gölge Konuşuyor:

Ayhan Geçgin romanlarını kronolojik sıra ile okuma projemden dolayı bu romanı ikinci defa okuyacağımı daha önce söylemiştim. İlk kitap olsaydı belki de böyle bir şeye gerek duymazdım. Arada olduğu için tekrar okumam gerektiğini düşündüm ve doğru yaptığıma inanıyorum.

Düşünüldüğü gibi zor değildir Ayhan Geçgin romanları. Bir adam vardır sadece.  Diğer kişiler onuna yoluna çıkanlardır sadece. Yürüyordur genelde. Belli ki bir sıkıntısı var. “Bir cam gibi gibi hissediyorsun; gergin, gerilmiş…” Bu sıkıntının kaynağını bilmek istiyor insan tabi ki. Bu merak ya da bilme isteğidir okuru romana bağlayan şey sanırım. Bu aynı zamanda okurun sıkıntısı da olabilir, bu sebepten sıkılabilir de. Belki de yazarın yapmaya çalıştığı şey de böyle bir merak ya da sıkıntıyla başbaşa bırakmak, hep taze tutmak. Ben kendi hesabıma yürüyeni takip etmeyi bırakıp onunla birlikte yürümeyi tercih ettim bu macerada. Teslim bayrağını çekmek en doğru tercih olduğu, Geçgin romanları ile ilgili son keşfim oldu bu. İlk roman Kenarda da bizi sıkıntıya düşüren karakterin anlatmasını beklediğimiz o sıkıntılı geçmişi öğrenme isteği bu roman itibarı ile azalmış görünüyor bendenizde. Bu da romanlarla daha barışık olmamı sağlıyor. Romanın adının Son Adım olması da insana yürüşün biteceğinin emaresi gibi görünse de yazarın bir sonraki eserinin adının Uzun Yürüyüş olduğunu hatırlatalım. Bitmemişlik duygusu üç romanın tamamında da var. Bundan dolayı da Ayhan Geçgin’in tek bir roman yazmış olduğunu düşünüyorum. Belki de yarım. Dört roman yazmasına rağmen Geçgin belki de kendi “kayıp zamanını” bitirememiştir.

Son Adım‘da insan, aslında bazı şeyler açıklanmış duygusuna da kapılmıyor değil. Sıkıntının başat nedeni belki de romanın sonundaki o aksiyondadır. Ayhan Geçgin geçmişi bu sayede gelecekte olanlar sayesinde yeniden kurma görevini sevgili okuruna bırakmış. Sıkıntı yok, devam.

Son Adım’ı yazarın diğer eserlerinden ayıran en önemli unsur da bence yazarın eserin tümüne serpiştirdiği gerilim unsurudur. Babaannenin varlığı tek başına bir gerilim unsuru zaten. Babaanne oldukça yaşlıdır ve kahramanımızla ikisi bir başına kalmaktadır. Çok sağlıklı değildir ve vücudundaki doku kayıpları da gözle görülür bir şekilde  görülmektedir. Bir okur olarak ne yazık ki babaanneye üzülmekten ziyade torunun babaanenin bakımı nedeniyle yaşamakta olduğu sıkıntı beni daha çok ilgilendirmektedir. Ölüm ve ardından babaannenin cenazesini Tunceli-Erzincan sınırındaki memlekete götürme de ayrı bir sıkıntı.

Romanın sonunda olanlar bölgede yaşamış bir insan için sürpriz olmasa da Batı’da yaşayan devlet aklıyla düşünen birileri için nahoş bir durum yarattığını biliyorum ben. Şu da var, romanda yüksek sesle dillendirilen bir propaganda ya da sözüm ona karalamanın olduğunu da kimse söyleyemez. Bir tartışma, bir ajitasyon yok. Duygu da yok. Ne işkence yapan da, ne de gören de. Yumruklar, tekmeler, joblar savruluyor; karşılığında yaralanan, canı yanan ve kanı dökülen insanlar. Bence bu bölümler büyük bir ustalıkla anlatılıyor. Bu bölümleri yadırgayanlar acaba romanın sonunda kahramanımız ve beraberindekiler ormanda vahşi hayvanların saldırısına uğrasaydı aynı şeyleri söylerler miydi, emin değilim. Velhasılı romanda tutarlı bir bütünsellik yok tartışmaları saçma. Belli ki Geçgin’in romanları sadece kendi içinde aralarında da o bütünsellik var.

Geçgin’in deyişiyle insanoğlu hiçten biraz fazla değil miydi? Bu bakımdan büyütmemek lazım böyle düşünmelerini. Hiçbir şekilde çok önemli şeyler yaptığını düşünmemeli insan diye düşünüyorum romanın okunma sürecinde. Bir şeyler oluyor ama büyütmemek lazım kanlı da olsa kansız da. Büyütmemeli insan. Sanırım kahramanın söz konusu tavrı bir tür alçakgönüllülük ya da tevazu olarak görülebilir ama romanda bunun gibi bir realite söz konusu.

Bir şey daha öğreniyoruz romanda, o da kahramanımızın bir adının olduğu: Ali İhsan ya da yaygına seslenişle Alisan. İlk iki romanda tüm çabalarımıza rağmen karakterin adını öğrenememiştik. Romanlar bunun çok önemli olmadığını söylüyordu zaten. Alisan’ın kadınlarla ilişki kurması da bu romana denk geldi. Kader ile Alisan’ınkisi bu lanet dünyada bir peri masalından ziyade tek sığınak olarak verilmiş.

Tüm anlatı kahramanın söyledikleri değil de kahramanın yüzüne söylenenler (sen dili) olduğu için okur ile sanki başka türden bir ilişkide kurulabilir. Hani adam görgü tanığı gibi anlattığı için söylenenlerin yaşanmışlıklar olduğuna daha fazla ikna olabilir okur. Yine de burada söylediğim her şeyin havada kalma ihtimalini de göz ardı etmemem lazım. Bir sonraki Ayhan Geçgin romanı Uzun Yürüyüş’de belki bazı şeyleri netleştiririz. Kimbilir?

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s