Sınıftan Kaçış

Gölge Konuşuyor:

Kuram, kurmaca kadar eğlenceli olmayabilir ama onda da öğrenmiş olmanın hazzı vardır. Benim kuramı araya sıkıştırma planımın, kuramların birikmesi nedeniyle tutmadığını söylemem gerekir. Kurama özel bir zaman harcamak gerekiyormuş, şu sıralar yaptığım gibi.

Kitaba gelirsek, sermaye sınıfının yani kapitalistlerin en büyük başarısı sınıf diye bir şeyin var olmadığına bizleri inandırmaktır. Biz ücretli köleler kendimizi sınıfsal kimliğimiz üzerinden tanımlamıyoruz hiçbir zaman. Bunun yerine bizi sisteme bağlayan meslekler (doktor, öğretmen, tornacı) üzerinden, ya da dini, mezhepsel ve etnik gibi başka kimlikler üzerinden ifade ediyoruz kendimizi. Lanet kapitalistler bizi sömürüyorlar diyen birileriyle gündelik hayatımda pek karşılaşmıyorum. Herkes yaşadığımız şeyin doğal bir süreç olduğundan emin. Ama kapitalist kendisine kazanç sağlayan bu sistemin eşitsizliğe ve sömürüye dayalı olduğunu bildiğinden kafası pek rahat olmuyor. Neme gerek ya adamlar emeğine sahip çıkarsa diye korkuyor. Daha fazla çalışmam gerek diye düşünüyor.

Bu anlamda sınıfları belirleyen çizgilerin net olmadığını, hatta sınıfların olmadığına dair postmarksist ve postyapısalcı anlayışların, sözüm ona akademik çalışmalarının neye hizmet ettiğini ortaya çıkarmaya çalışıyor kitap. Sözün kısası, lagaluga yapmayın diyor onlara.

Alt başlık “Yani ‘Hakiki’ Sosyalizm. Bu biraz ironik bir başlık. Bu Wood’un marksizmi eleştirenlere verdiği esprili bir isim. Dalga geçmiş yani. Ama gerçekten lafı bu kadar dolandırıp pek de bir şey söylemeyen, sadece dilbazlıkla üste çıkmaya çalışan ahaliye kullanacağı daha hafif bir yakıştırma olamazdı.

Neymiş efendim, işçi sınıfı Marx’ın umduğu gibi devrimci bir hareket yaratamamış; bu sınıf ile politika arasında tekabüliyet hiç yokmuş, İdeoloji ve politika ekonominin dışında özerk bir alanmış; işçi sınıfının sosyalizmden zaten çıkarı da olamazmış; sınıfsal bağlar olmadan da insanlar örgütlenebilirmiş, ideolojik ve siyasi çıkarla niye yeterli olmasın söz konusu örgütlenme; hem sosyalizm niye sadece dar bir çerçevede sadece işçi sınıflarını savunsun ki, daha özerk bir alanda işçi sınıfının çıkarlarının da dahil olduğu evrensel değerler savunulmalı; yani sosyalizme de gerek yok aslında, radikal demokrasi hatta liberal demokrasi bile bu tür sorunların hakkından gelebilir.

Bu arkadaşlar tezlerini açıklamak için önceleri “ideoloji” daha sonra da “söylem” kelimesini ağırlıklı olarak kullanmış. Sosyalist projeyi sınıfsızlaştırmanın amacına hizmet etmek için bu kavramların etinden sütünden, hatta yününden bile faydalanmışlardır. Efenim ekonomizm bataklığına saplanmamak gerekir. Bu açıdan hegemonya kavramı da önemli. Her şey yukarıdan belirleniyor zaten. İdeolojinin falan maddi ayağı yoktur, hegemonik ayağı vardır.

Şaka bir yana Wood hegemonya, ideoloji gibi kavramları yok saymıyor. Ama üretim ilişkilerinin, üretim biçiminin etkisini yok saymak, ortalığı yapı, dil, gösterge çorbasıyla bulandırmak tamamen işçi sınıfının kazanımlarının önüne barikat kurmaktan başka ne olabilir ki. Onların ortodoks marksist diye küçümsedikleri Wood gibilerinin tezlerinin de aslında sınıfın çıkarlarıyla çatıştığına dair muğlak çıkarımların kapitalistlerin faydasına olduğunu biz bugün rahatlıkla ifade edebiliriz. Bunun yanında burjuva demokrasinin ve liberal demokrasinin kimi ilerici uygulamalarının da işçi sınıfının lehine olabileceği ve bu özgürlüklerin işçi sınıfının lehine genişletilebileceğini ifade ediyor Ellen Meiksins Wood…