Dönüş

Gölge Konuşuyor:

Kum Öğretmeni. Genç Mariya Narışkina kumlara gömülü bir orta Asya köyüne öğretmen olarak atanır. Mariya gittiği yerde bir ağaç diken kadına dönüşür. Fakat talancı göçebelerin varlığı tüm emekleri boşa çıkarmaktadır…  Komiserlerden bir söylemişti Mariya’ya siz ülke yönetecek bir kadınsınız. Çaresiz Mariya da artık elli yıl sonra kumlar içinden değil ormanlar içinden kente dönme sözü verir…donus

İnek. Bir ineğin acıklı hikayesi ve onu anlayan tek kişi, acısına ortak olan Vasya’nın hikayesi. İnek hayatından memnundu aslında. Sahiplerine yani Vasya’nın ailesine faydası çok dokunuyordu. Süt veriyordu onlara, işgücünden de faydalanıyorlardı. İnek de şikayetçi değildi bu durumdan, ta ki danası kasaplık satılıncaya kadar…

Potudan Nehri. Etkili bir hikaye gerçekten. Lyuba’nın, yani aşkın güçlendirdiği Nikita yine güçlü aşka yenik düşüyor.  Yavaş yavaş çaresizliğinin farkına varıyor, kendini yalnızlığa vuruyor, ölmeye yatıyor. Bedenen diri kalsa da bir süre yaşayan bir süre yaşayan bir ölü gibi yaşamına devam ediyor. Ama aşkın güçlendirdiği bir başkası var, Lyuba.Bakalım aşk her ikisini de kurtaracak mı…

Çöp Rüzgarı. Kitap ilerledikçe, öyküler uzadıkça daha bir güzel oluyorlar sanki. Albert Lichtenberg’in inanılmaz ve acıklı hikayesini okurken böyle hissettim. Naziler tarafından kulakları ve cinsel organı kesilen Lichtenberg öyle bir anlatılıyor ki. Başka bir canlıya dönüşen Lictenberg. Düşünüyor ve duygulanıyor Lichtenberg. Yapabildiği tek insanı şey bu. Dekart’ın tezinin bir şekilde boşa çıkarıyor Lichtenberg. Düşünüyor ama var değil. DÜşündüğü için yok.

Dönüş. İvanov on iki yıl aradan eve dönünce her şeyin eskisi olamayacağını bilmemiş. Dün gitmiş gibi davranmamalı. Elinde değil, vatan savunması gibi önemli bir görevi vardı. Yine de bilmeli İvanov, bir kadının on iki yıl yalnız kalması insan haklarına aykırı bir durum. Bilmeli bunları İvanov…

Fro. Yefrosinya ya da Frosya ya da kendine taktığı adla Frosya bir işçi kadın. Bir demiryolu emekçisi. Yoğun çalışmaya rağmen aşka ve dansa vakit bulan Frosya. Yine de Frosya’yı mutsuz eden bir şeyler var sanki. Her şeyin bir makine düzeniyle yürümesi mi acaba? Bir yere, bir coğrafyaya sıkışıp kalmak mı? Kim bilir? Söylenmemiş sözler var sanki. Yer yer ağızdan kaçsa da, yarım yamalak söylense de, söylenmemiş…

Yuşka. Can diye harika bir romanı vardır Platonov’un. Canlar yaşamdan vazgeçtikleri için ölüm korkusu kalmamış, korkuları bitmiş, başkalaşmış bir insan grubudur. Kızmazlar, tepki vermezler. Ama yine de insanlar hakkında kötü düşüncelere sahip olmazlar, bizi kedere sürükleyen Yuşka gibi.

Üçüncü Oğul. Sessiz ama görkemli bir cenaze töreni. Bir öyküden ziyade birkaç enstantane. Ama zihne kazınan enstantaneler.  Öykünün zihnime miras bıraktığı fotoğrafla hep kapımı çalacak biliyorum….

Nikita. Unutulmaz bir öykü daha. Aynı zamanda okuduğum en iyi çocuk öykülerinden. Çocuk kitapları yazanlara, çocuklara, anne babalara ve öğretmenlere önerilir. Çocuğun dünyayı hiçbir zaman bizim anlattığımız gibi görmediğini ispatlayan bir  öykü.

Tüm öykülerle ilgili bir iki kelam eylemiş olduk. Toparlarsak. Çok özel öyküler okuduğumu düşünüyorum. Özellikle  Nikita. Sonra Çöp Rüzgarı ve Potudan Nehri de müthiş öyküler. Bir ayrıksı öykü Üçüncü Oğul ve diğerleri…