Kağıt Ev

Gölge Konuşuyor:

Şöyle bir uyarıda bulunarak başlamak istiyorum sözlerime. Buradaki değerlendirmem romanı değerlendirmekten ziyade kendimi değerlendirmemdir. Kağıt Ev romanı üzerinden kitaplarla ilişkimi anlatacağım. Romanı da bu amacıma kurban edeceğim. Yani tamamen kendi içime dönme isteğindeyim. Bu bakımdan burada söylenenler Kağıt Ev romanına referans değildir…

Sürekli kitap okumanın gerekliliği, kitap okumanın faydaları ile ilgili bu aralar epey bir yazı çıkıyor karşıma. Sağda solda konuyu epey dillendiren bir insan var. Pek itibar etmiyorum bu tür muhabbetlere. Bu konuları bırakıp kitapları tartışsak bana daha doğru gelir. Edebiyat çevreleri ve saygın dergiler de bu tartışmalara katılmış durumdu. Efendim kitap okumak ömrü uzatıyormuş. Okuduğum o güzel kitaplara şifalı bitkiymiş gibi davranmayı ayıp bir şey olarak görüyorum. Gerçek okurun bu konuları tartıştığını düşünmek istemiyorum. Belki iyi niyetle, birilerine okuma alışkanlığı kazandırma amaçlıdır. Ama birileri, haaa demek öyle, ömrü uzatıyor demek, okuyalım o zaman diyorsa vay halimize. İşte gerçek okur kim, kitapla, okumayla nasıl bir ilişki kurar? Kağıt Ev adlı kısa roman işte bu konuyu hikayeleştirmiş, bu soruya cevap vermiş.kağıt 001

Sevilir mi, sevilmez mi bilemem, ama Kağıt Ev ayrıksı bir roman gerçekten. Okuru bir şekilde onore eden bir roman. En çok da koleksiyoncuları ve kitapkolikleri onore ediyor. Ama bir yandan da kitapların yalnızlığını, eksikliğini dile getiriyor. Hikayenin dört ana karakteri de iyi birer okur. Sadece okur değiller kitaplar onların dünyası. Brauer ve Delgado okur kimliğinin dışında iyi birer kitap koleksiyoncusu. Farklı karaktere sahip bu dört kişinin kitaplarla kurdukları ilişki de birbirine benzemiyor. En sıradışı olanı da kitaplarından kendine bir kağıt ev yapan Carlos Brauer’dir. Okumak Brauer’in esas işiymiş. Başka iş pek yapmamış…

Brauer’i hiç görmüyoruz aslında. Onu bize kendisi gibi bir okur olan arkadaşı Delgado anlatıyor, bize anlatmıyor hikayeyi bize anlatan edebiyat akademisyeni hanımefendiye anlatıyor… Delgado ile Brauer iki farklı okur karakteri. Mesela biri, Brauer yani satırların altlarını çiziyor, kitabı müsvedde olarak kullanıyor; diğerinde hiçbir iz, hiçbir karalama göremiyorsunuz.

Neyse  Brauer’e dönelim. Brauer Körleşme’den Profesör Kien’in ruh ikizi. Hiçbir iş yapmadığı gibi parasının büyük bölümüyle kitap satın alıyor. Ama nadir, değerli eserler de bulunuyor kütüphanesinde. İnşa edilen her kütüphane, yaratılan bir hayattır diyor Delgado. Gerçekten de öyle. Brauer de evlenmiş boşanmış biri. Ne diyelim kitapların yerini hiçbir şey tutmamış. Sadece bir yangın onun hevesini kırmış biraz, o kadar.

Neden bir adada yaşamayı tercih ettiğimi biraz daha iyi anladım bu küçük romanı okuduktan sonra. Okur olmayan birilerine kendimizi anlatmak beyhudeymiş biraz. Benim de çevremde seyrek olarak görüştüğüm bir elin parmakları kadar okur arkadaşım var. Çok fazla konuşan biri değilim ama onların yanında bülbül kesilirim. Ben de romanın kahramanları gibi kitap alırım. Bissürü okunmamış kitabım olmasına rağmen kitap almaya devam ediyorum. Saplantılı bir şekilde kitap aldığımı düşünmüyorum. Kitaplarla kendime bir hayat kurdum ama başka bir hayatım da var. Bibliyoman değilim. Bibliyofil de değilim.  Zaten roman bu konudaki şüphelerimi giderdi. Bir oda kitabım var, bundan dolayı da daha az kitap alıyorum, çünkü koyacak yerim yok. Gerçekten okur bellediğim insanlara bu kitapları veriyorum, kitabı getirmeseler de olur. Başkalarından ve kütüphanelerden kitap edinğim de oluyor. Ama artık birilerine alışkanlık kazandırmak gibi bir misyon yüklemiyorum. Okur olmanın büyüsü de kayboluyor o zaman. Okur olmayanlara verdiğim kitabın takipçisi oluyorum bu yüzden. Bu da hoşlanmadığım bir şey. Özetle: Ben sadece bir okurum… Delgado ve Brauer daha fazlası… Günde en fazla yüz sayfa okuyorum. Kitaba ayırdığım zaman sadece okuma zamanıdır… Başka türlü ifade edeyim: okuma zevki ve alışkanlığına sahibim, ama dünyam kitaplardan ibaret değildir…

Konu dışına çıkacağım ama kendime ait okur profili çıkaracağım şimdi. Şöyle bir hesap yapalım. Günde yüz sayfa okuyan okur, haftada ortalama iki-üç kitap okuyordur. Yılda yaklaşık 130 kitap demek bu. Bu  benim sayım aynı zamanda. Kırk yılda (kırk yıl okuduğumuzu düşünelim) 5200 kitap demektir aynı zamanda. Yani T.C. vatandaşı televizyona ayırdığı zamanın yarısını kitaba ayırsa ömrü boyunca en az 2500 kitap okuyacaktır. Hiç zor değil okur için bu. Okur kelimesine vurgu yapıyorum. Bunu yaparken bibliyofil, bibliyoman ve hatta kitap kurdu bile değilsiniz…