Mumsema Han

Gölge Konuşuyor:

Uzun zamandır bu kadar sürükleyen bir roman okumamıştım, ya da okuduklarım içinde en sürükleyici olanıydı. Sürüklenmek tek başına bir kriter değildir ama iyi vakit geçirmek için fena bir şey değildir. Okurken, heyecanla, bakalım şimdi ne olacak sorusuyla başbaşa kalıyorsunuz. Kafanızdaki bu soru işaretleri ve merak duygunuz sayesinde -biraz klişe olacak ama- kitabı elinizden bırakamıyorsunuz. Bakalım şimdi n’olacak?mumsema 001

Bir platonik aşk hikayesiyle başlangıç yapılıyor. Mahmutpaşa’nın yedi katlı hanı Mumsema Han’da, bir kumaşçının yanında kendine iş bulmuş olan Adem bir müşterinin dükkanındaki Eylül’ü görür görmez yelkenleri suya indirmiştir. Ne var ki, Adem’in aşkı bir süre platonik kalmaya devam edecektir, süreç zarfında da Adem’in heyecanına iştirak ediyor okur. Aşık Adem’e karşı okur sevgi besliyor bu sıralarda.

Romanda sadece bir aşk öyküsü yok. Han’daki başka insanların hikayeleri var romanda. Özellikle Struma adlı gemiden kurtulmayı başarmış Sina Bey’in maceralı ve trajik hikayesi.

Yalnız bir süreden sonra Adem kafamızı karıştırır. Bir hırsızlık sırasında aldığı rolden sonra biz onun kontrolsüzlüğünün farkına varıyoruz. Devamında da yaptığı aptalca şeylerden dolayı öfkeleniyoruz. Üstelik Eylül ile yakınlaşmaya başlamışlardı. Ama Adem’e güveni kalmamış olan okur bu noktada pek umutlu değildir. Bırakın hırsızlığı, işlemediği bir cinayetin üzerinde kalması da muhtemeldir. İnsan yine de acıyor bu güngörmemiş insana. Çocukluğunda geçirdiği bir kaza sonucunda tat ve koku alma özelliklerini yitirmiş, tüm ailesini de kaza sonucunda yitirmiş.

Adem’in tat ve koku alamaması romana değişik bir boyut katıyor. Hayatında bunu eksikliğini duyuyor: Kimbilir ne güzel kokuyordur Eylül…

Romancı yenilik katmak zorundadır hikayesine. Bu şekilde tarz yapmış oluyor çünkü. Sina Bey’in hikayesi bu eksiği kapatıyor gibi olsa da, asıl yenilik Adem’in hikayesini teğet geçen, evinin penceresinin altında kulak misafiri olduğu bir hikaye. Her bölüm başında ve sonunda evinden çıkan ve evine giren Adem pencerenin altındaki gençlerin hikayesini dinliyor, dinlemek zorunda kalıyor.

Feleğin çemberinden geçmiş alt sınıf insanların hikayesini aksiyon romanlarını aratmayacak tarzda bir kurguyla romanında bir kompozisyon yaratmış bu ilk romanında Hakan Karakaşoğlu.  Roman bu haliyle de sanki sinema yönetmenlerine göz kırpıyor…. Ayrıca da okumayla ilişkisi limoni olan birilerine de tavsiye edilebilecek bir roman.