Bay How Ne Yapmalı?

Gölge Konuşuyor:

Bay Z ya da Bay Zet. Hikaye esasında yarı yarıya Bay Z’ye ait, diğer yarısı okura ait. Okur dahil olmadıkça hikaye çözülmez. Bay Z’nin huzursuzluğu bizim huzursuzluğumuz aslında. Ama biz buna huzursuzluk demiyoruz. Şehir, para pul, mevki makam isteği onun kabusları. Bizler Bay Z’nin kabuslarında yaşıyoruz. Çünkü o doğaya dönmüş zaten. Kuşlar, ağaçlar tüm doğa onun evi.bay how 001

Ben Faust. Yaşama mahkum edilen Faust. Yaratıcısı ölü, ama Faust yaşıyor. Kahramanlar ölümsüzdür.

İneseane. Gerçeklik değil kurmaca bu. Özcan Doğan’ın okuduğum Ayakları Pürdikkat Refakatçı Haydutlar’da da tema buydu. Sadece yazı dememek gerekiyor. Yeniden yaratım bu. Kalem hareket ettikçe hareket eden bir dünya, kalem susunca susan bir dünya. Sayfalar ve satırlardakiler olanlardır.

Hakumaro. Hekamura olması gerekiyormuş. Evet yanlış kullanımlar dili değiştiriyordu değil mi? Hikayeye dönersek. Diz çöken Hakemaru halkının saygısını yitirir. Bazen kendimizi başkalarında var ederiz değil mi? Evet evet, hepimizin başına gelmiştir bu.

Yazarların Gücü Adına. Her şeye kadir yazar kahramanının kendisini gölgelemesine izin vermez. Gölgelerin gücü adına söylüyorum ki, yazar-tanrı bütün bir dünya var eder ve masaya vurarak okuruna bu dünyayı ben yarattım diye haykırır.

Bay How. Bay How ne yapacağını bilmiyor, donup kalmış. Böcek haline gelmiş bay Samsa ile nasıl bir ikili olur? Merak konusu.

En Şinua Ki  İnyor Tu. Zamanı ana sıkıştırıp, zamanın ötesine geçme. Zamanda kan revan, ötesinde ölüm fikri. Zamanın ötesinde yani hiçliğin diyarında her şey apaçıktı.

Karanlığa Methiye. Upuzun bir öykü. Ölüm-zaman, aydınlık-karanlık, hareket-katılık, varlık-yokluk, yaşam-ölüm ikilikleri üzerine sağlam felsefi bir öykü aynı zamanda. Evet, insanlar karanlıktan hoşlanmazlar. Çünkü karanlıkta tek kötü kendileridir. Ne var ki, gerçek insan kendi karanlığında olandır. Korkular belirir karanlıkta. Yokluk fikri başlar. Dolayısıyle ışığın ademoğlu için ne kadar elzem olduğunun farkına varıyor insan. Karanlık aynı zamanda ölümü çağrıştırır insanlara… Şehir, insansız bomboş binalar, taş yığınları öyküde. Her şey gri. Sokağa bırakılan çöplerle besleniyor sokak insanları. İd sahnede. Ego da yerini kapmaya çalışıyor. Sevgi saygı var aslında. Ne var ki bu tür duygular öğrenilmiş olmaktan ziyade içgüdüsel. Öykülerin bir çoğunda bahsedildiği şekliyle herkes tek bir insan. Düşünmüyorlar, birbirlerini anlamaya çalışmıyorlar. Tek bir kişinin ismi var, Duman’ın. O dönüşüyor sanki. Anlatıcı kahramanımızla yakınlaşıyorlar (bu bir devrim). Duman ölüyor. İşte uyanış başlıyor. Yokluk ve eksilme duygusu birşeyleri anlamasına aracı oluyor. Ölü ile kurduğu ilişki onu yaşama bağlıyor. Antitezi olmadı mı düşünce gelişmiyor. Paralel olarak duygulanım da gelişmiyor. Zamanın yaşamın antitezi olması ilginç geliyor insana. Düşünün bir kere yaşadığınızı hissettiğiniz anları. Zamanın durduğu değil, olmadığı anlardır bunlar. Anlamak başarmaktır. Ölmeye yakınken başarmış olmanın hissini duyumsayan insan ancak ölümü hoşgörebiliyor ve anlayabiliyor.

Kalbur Zaman. Tansiyonu düşürüyoruz. Çapına göre öykü anlatmak. Numan’ın anlatacağı öykü böyle olur ancak. Öykü bildik, olay sıradan. Sıradanlaşmak istemiş ÖD. Anlaycağınız bir adam bir kızı seviyor hikayesi. Kız da beni istiyor hesabı tokatı yiyinceye kadar.

Bir Çokluk Olarak Ölümün Portresi. Yine kahraman var, öteki insanlar var. Ötekiler de bir. Sıfır iletişim.

İnga. Yazar ki belli ki sıkılmış artık kurmaca dünyalardan. Ve İnga’nın tüm kalbıyla var olduğunu göstermeye çalışıyor. Yazının kalbi. Bu noktaya geldik yani. İlerleyelim.

Tüllü Dağı. Yüce dağ Tüllü’nün hikayesi, seslerle çığlıklarla beslenen Kulak’ın hikayesine karışır. Tüm varlık sese dönüşür Kulak’ın gücü sayesinde.

Olası Bir Hikaye. Bu hikaye zatan var, ben sadece aracıyım demek istiyor yazar. Kelimeler ve söz benim diyor. Sözlerin ve kelimelerin bazen yaşam inşa ettiğini de göz ardı etmemek lazım.

Erkenden Bulutlar. Bir adam var iletişim kuramayan. Kuramıyor değil kurmuyor. Kurmuyordu, şimdi kurmaya başladı işte. Sıradan insanlarla sıradan şeyler yapıyor. Ona ilginç geliyor bütün bunlar. Yeni çünkü bunlar onun için. İlginç! Sıradanlığın ilginçliği.

Dönüşüm. Her şey olmuş bitmiş bir kere. Yüz kızartıcı, rencide edici şeyler olmuş. Ne idüğü belli olmayan şeyler yalnız. Yüz ifadeleri ve tepkiler var sadece. Okur anlamaya çalışıyor sadece. Anlayamaz ama. Önemli olan anlamaya çalışması ama, anlamak o kadar önemli değil.

Patafizik Aşk. Aşıklar ile doğabilimcilerin hikayesi. Ana fikir umulmadık taş başı yarar.

Bengü Düşüş. İki cümle kurun. Birincisi şu olsun: 1763 yılının soğuk bir sonbahar akşamında, göğsünden aldığı derin bir bıçak darbesiyle yaralanan genç bir adam, tarif edilemez acılar içerisinde, yağmurla ıslanmış sokaklarda bin bir güçlükle yürüyordu. İkincisi: Ölüme kadar sürecek bir düşüştü bu belki de; ya da tam aksine, artık düşmekten korkmadan, bir düşüş biçimi olan ölümün de ötesine düşecekti genç adam. Bu iki dev cümle arasında bir öykü kurmak zor değil. Ne var ki bu cümleler herkesin harcı değil.

Bir Gün Bir Adam. Bir vurulma anı. Cinayet var mı yok mu bilemiyoruz. Önemli değil zaten. Öncesi daha önemli. İş nasıl buraya geldi meselesi. Korku atmosferi ikna edici. Bir intikam öyküsü. Etkileyici ve aptalca…

Masaliki. Kelebeğin kanatlarının çırpmasının bir adamın hayatı üzerindeki inanılmaz etkisinin olduğu bir hikaye daha.

Bir Kaldırım Taşının Acıklı Hikayesi. Hepimizin trajedisi bu öyküde. Benimkisi trajedi demeyin, okuyun.