Peri Gazozu

Gölge Konuşuyor:

Hiç bir kitabı bir türe dahil etme konusunda bu derece kafa karışıklığı yaşamamıştım. Bir roman okudum, diyebilirim, bir öykü ya da bir anı kitabı diyebilirim. Bunların birleşimi bir şey de olabilir. Anı-roman gibi. Otobiyografik bir roman ya da öyküler. Yazı ile ifade edilmiş görsel bir sunu, bir senaryo da okumuş olabilirim. Bir film izledim desem bile yalan olmaz. Ercan Kesal yazdıklarına sinematografik bir tat vermek isteğini itiraf ediyor zaten.peri 001

Meslek doktorluk olunca, bir de on iki eylül döneminde solculuk yapılmışsa ister istemez bissürü anı birikiyor. Anlatmamak olmazdı tabi ki. Madem ki kitaplaştıracaksınız bu anıları o zaman bir edebiyat tadı vermelisiniz. Neden söylüyorum bunları? Çünkü anı kitapları bir edebi türe dahil etmede çekimser davranırım biraz. Ama Ercan Kesal büyük oranda başarmış bunu bence. Yüzde doksan beş diyelim… Nihayetinde biraz abartılmış bir kitap ama yine de okunur diyorum.

Fazlasıyla acılı bir kitap. Ne yapalım ki, gerçekler acıdır. Özellikle evladını kaybeden ebeveynin hikayeleri yürek burkuyor. Bazen doktorların acıya alışkın olduklarını, bundan duygu durumlarında bir zayıflama olduğunu söylemekle yanılmayız. Ama Ercan Kesal bu sınıfa dahil edemiyoruz pek. Gerçekten hikayeler onu etkilemiş. Anlatmazdı yoksa.

Peri Gazozu birçok babalar ve oğullar hikayesi gibi  etkileyici. Kesal babasının özel bir insan olduğunu düşünüyor ve bunu okura kabul ettirmekte de zorlanmıyor. Gazozcu Mevlüt diyorlarmış ona. Aslında mesleği gazozculuk değilmiş. Gazoz dükkanı üstüne kalmış bilahere. İyi bir adam baba. İlkokul mezunu ama kitaplarla arsı iyiymiş. Bu özelliği oğluna da geçmiş. Zaten yazdıklarını babasının aziz hatırasına ithaf etmiş Kesal. Benim tanıdığım doktorlar sosyalleşmekte zorlanırlardı. Kesal bildiğim doktorlara hiç benzemiyor. Ee her doktorun Gazozcu Mevlüt gibi bir babası yokmuş.  Arkadaşları ona “üniversiteli” “profesör” gibi isimler takmışlar ilkokul mezunu olmasına rağmen…