Mobius Dick

Gölge Konuşuyor:

Okuduktan sonra öyle bir kenara atılacak bir kitap değil. Alacaksın eline tekrar tekrar karıştıracaksın… Okumak daha ziyade bir zevk ve alışkanlıktır. Bunun yanında bir iştir okumak. İşçilik yaparak okuduğun kitaptan daha zevk alırsın. İşçilik yapınca kitabı iki defa okumuş oluyorsun. Mobius Dick de bir iştir. Yalnız işe giderken yanınıza bazı belgeler almanız gerekir: Kuantum, Schrödinger’in Kedisi ya da Denklemi, E.T.A. Hoffman’ın romanları özellikle Murr Kedisi, Robert Schumann’ın otobiyografisi.  Bunlar olmasa da roman anlaşılabilir ama olması okurun elini güçlendirir. Dikkatli bir okur roman içinde da yukarıdaki belge ve bilgileri anlayabilir.mobius dick 001

Yukarıda adını zikrettiğim unsurlar ayrı ayrı  kendi başına işlenmiyor, sadece romanın amacına, felsefesine hizmet ediyor. Aslında romanın felsefesi oldukça basit: Her şeyi tek bir şey olarak görmek. Yani dünyaya, evrene bütüncül bir yaklaşım. Bunu da bir üstkurmaca ile veriyor. Postmodern olmayan bir yazardan postmodern bir kurgu.

Romanın var mı yok mu pek belli olmayan kişisi John Ringer, büyük oranda hafıza kaybına uğramış bunun yanında bazı sahte anılar biriktirmiş Harry Dick romanın kurgu karakterleri. Bunun yanında Schrödinger, Schumann gibi romanın gerçek kahramanları da alt metin diyeceğimiz bazı bölümlerde bu arkadaşlara eşlik ediyor.

Fizik, müzik, edebiyat, felsefe birbirine girmiş. Hemen romanın başında bu disiplerarasılığının önemini John ve Helen’ın çantalarındaki kitaplardan anlıyoruz. Helen’ın çantasında Thomas Mann’ın Doktor Faustus, John’unkinde Eğri Uzayda Kuantum Alanları adlı kitap vardır.  İkisi arasındaki diyalogtan bir fizikçinin bir edebiyatçıya, bir edebiyatçının da bir fizikçiye ne katacağı konusunda fikir sahibi oluyoruz. Benzer bir ilişkiyi Schuman’ın bir bestesini Hoffman’ın bir hikayesinden esinlenmeyle yazdığı örneğidir. İkisini bir araya getiren şeyin ne olduğunu Helen’a sorarsak duygular, John’a sorarsak kuantum olduğunu  söyleyecektir. John’a göre Helen ile karşılaşması tesadüf değil.

Düşünüldüğü gibi kuantum ile alınyazısı arasında  çok büyük bir çelişki, karşıtlık yok. Bunu Ringer’ın papaz ile diyaloglarından öğreniyor. Kuantum da dönüşümlerin rasgele olmaktan ziyade belirlenimcidir. Yani olacaklar bellidir. Kimileri buna bilimsel kadercilik diyebilir buna ama inançsız bir kuantumcu Ringer için dinin ne dediğinin bir önemi yok. Bu durumda alınyazısının bilimsel olduğunu düşünebilir belki bu tür inanç sahipleri… Ringer da Jung gibi bilinçdışının ortak olduğunu düşünüyor. Bundan dolayı da bir düşünceyi tek bir bireye mal etmek yanlıştır. Kuantum böyle emrediyor. Ya da kendi tabiriyle, “Fiilen hepimiz evrensel dalga fonksiyonunun kuantum hesaplamasında bir yol tutturmuş gidiyoruz.” Bundan dolayı da bu fiziksel çekimden dolayı bireyler arasında da özel bir iletişim, bir telepati vardır. Romanın bir yerinde Hinze adlı kahraman bu biliçdışının, Kant’ın kendinde şey, Fichte’nin benlik, Schelling’in doğa, Hegel’in tin, Schopenhauer’ın istem, Nietzsche’nin güç istenci dediği şeyin aynı şey olduğunu söyler…

İki karşıt tezin doğru olacağı savı Schrödinger denilen alman fizikçinin o meşhur kedi problemiyle kafaları iyice meşgul etmiştir: kutunun kapağı açılmadıkça kedinin diri olduğu tezi de, kedinin ölü olduğu tezi de doğrudur.  Bu Schrödinger’in dalgayı esas alan belirlenimci tezinin herkes Heisenberg’ın parçacığa dayalı belirsizliğine karşı ortaya atıldığı düşünülüyor bilimsel çevrelerde. Heisenberg de öyle sanmış. Hatta Niels Bohr iki fizikçinin arasını bulmaya çalışmış. Schrödinger kuramlarının karşıtlıklardan ziyade bir bilimsel süreklilik içinde göstermeye çalışmış. Bu üstüne koyma yöntemi hayatın her alanında edebiyatta, müzikte yok mu? Muhtemelen Robert Schumann gibi bir müzik dâhisi de bunun farkındaydı. Melankolik yapısı yaşlandıkça katlanmış. Çünkü yedi çocuğuna karşın bir varisi olmadığını düşünüyormuş. Neyse ki en sonunda onun huzur içinde ölmesini sağlayan dahi bir müzisyeni keşfediyor: Brahms. Marcel Proust’un Kayıp Zamanın İzinde’yi bitirirken yaşadığı ruh haline sahipmiş Schumann. Bu arada biz de Ringer gibi Schrödinger’in hikayesini Heinrich Behring adlı bir yazarın Profesör Faust adlı eserinden okuyoruz.

Ringer bir kuantum bilgisayarı projesi üzerinde çalışmakta. Ringer aslında  Kelebek Etkisi tezindeki gibi bir dünya teorisine inanmakta. Her şey birbirini etkilemekte bu teze göre. Ne var ki zamanla projesinin bu teori için bir tehdit olacağını düşünür. Bilgisayar sayesinde  bir ışınımla büyük bir enerji açığa çıkabileceği, meydana gelen ışıma ile zamanda yolculuk gibi şeyler olacak, düzen bozulacak: kelebek etkisi. (bu bölümler biraz karşık)

Bütün bunlar aklıselim bir kişinin tezleri mi yoksa deli saçması mı. Okur bunu merak ediyor roman boyunca. Bunu da Harry ile John’un hikayesinin eklem yerinde bulacağını umuyor. Harry hastanede yatan bir deli nihayetinde. Hafıza kaybına uğramış. Çok az şey hatırlıyor. Ama hiç yaşamadığı birçok sahte anısı var. Bunlardan biri de Ringer’ın hikayesi mi acaba? Kimbilir…