Soruşturma

Gölge Konuşuyor:

Nihayet bitti. Bir tuğla kitabı okumanın zorluklarını okuyan bilir. Okudukça “oku oku bitmiyor” duygusu hasıl oluyor. 522 sayfa okumuşsunuz 964 sayfalık kitaptan halen okunmamış 442 sayfa duruyor. Zor bir kitap olmasa bile insanın dikkati dağılabilir. Hele benim gibi yanınıza bir tatil kitabı olarak almışsanız işiniz daha zor. Bunun için aslında bir tuğla kitap okuma kılavuzuna ihtiyaç var derim, içerik ne olursa olsun.tara0001

Soruşturma büyük bir kitap, her yönüyle. Ne var ki, böyle kitaplara motive olmak bazen zor olabiliyor. Sadece hacminden değil, içeriğinin yoğunluğu, kurgusunun karmaşıklığı ve okurun bilgi eksikliği de okurun önünde engel olabilir. Kurgusu karmaşık seçeneği hariç  diğer seçenekler Soruşturma için geçerli.

Bu otobiyografik romanda bir Alman olan Ernst Von Salomon 131 soruluk bir soruşturmaya tabi oluyor. Sorulan sorulara da oldukça detaylı yanıtlar vermiş von Salomon: 964 sayfa. Bu bakımdan romanın içeriği von Salomon’un savunması şeklinde. Romanda ayrıca Almanya’nın 1918-46 arası siyahi tarihini ve bu tarih ile ilgili yorumları da bulmak mümkün. von Salomon’un söyledikleri okur açısından ikna edici olabilir ama yine de okur “Acaba?” diyebilir.

İkinci Dünya Savaşı sonrası bir Alman’ın ruh halini herkes tahmin edebilir. Şurasından ya da burasından bir şekilde Nazizme bulaşmış olabilirsiniz. Suç işlememenize rağmen suçluluk duyabilirsiniz. Çünkü bilanço epey kötü… Düşünün bir kere ülkeniz savaşıyor ve sizde muhtemelen yaşadığınız ülkenin tarafını tutuyorsunuz.

Von Salomon da ilk gençlik yıllarında birçok Alman gibi milliyetçi duygular taşıyor. Dile kolay ülkeniz bir dünya savaşından yenilgi ile ayrılmış ve sizde tüm Almanlar gibi hayal kırıklığı yaşıyorsunuz. Savaştan hemen sonra 18’de aslında bir Weimar adlı sol koalisyon iktidarın sahibidir. Komünist damarı törpülese de SSCB ve yahudilerle iyi ilişkileri vardır Almanya’nın. Ne var ki, sistemin bir kalkınma modeline indirgenmesi, sermaye birikimi ve askeri yatırımlar Alman toplumunu giderek yoksullaştırmıştır. Ve böyle bir ortamda faşizm, milliyetçilik ve yahudi karşıtı akımlar güçleniyor. Von Salomon da bu akımlardan ister istemez etkileniyor. Faaliyetlere katılıyor, örgütlü birine dönünüşüyor genç yaşında. Reich’ın (Alman parlementosu) önemli isimlerinden Walther Rathenau cinayetinde rol alır ve beş yıl hüküm giyer. Bunu romanda itiraf ediyor ve hangi duygular içinde olduğunu uzun uzun anlatıyor.

Dışarı çıktıktan sonra von Salomon artık kendine başka bir yol çizer. Edebiyat çevrelerine yakınlığı, örneğin Ayyaş adlı romanıyla benim de beğenime mazhar olan Hans Fallada ile dostluk kurar. Ottmar Spann sayesinde aşırılıklarını budar. Ernst Jünger gibi siyasetbilimci düşünür sayesinde siyasi arenayı iyice tanımlar. Oysa ki Jünger Nasyonal Sosyalizm’in teorisyenlerinden sayılır. Jünger sonrasında Salomon’a “o zaman bunlar sadece düşünceydi” demiş. İnsan düşünmeden edemiyor Führer gibi biri iktidarı ele geçirmeseydi belki de nasyonal sosyalizm bu kadar tehlikeli olmayacaktı. Kimbilir? Kavgam’ı yirmilerde yazan Hitler’in de bu kadar kontrolden çıkacağını da kimse tahmin etmiyormuş.

Von Salomon yirmilerde ve otuzlarda tutuklanır bir kaç kere. Önce Reich tarafından, sonra da Naziler tarafından. Naziler onu Lenin’in Devlet ve Devrim’inden alıntı yaptığı için alıkkoymuş. Salomon aynı yerde Kavgam’dan da alıntı yaptığını göstermiş ss’lere, paçayı kurtarmış. Salomon yine bu dönem romanlar yazmış, yayınevlerinde editörlük yapmış.

Savaşa katılmış von Salomon. Şiddet dolu gösterilere hiç şahit olmamış. Bir yaver olarak ona çephe gerisi uygun görülmüş. Ne var ki savaş sonrası o da diğer Almanlar gibi Avusturya’daki toplama kampında Amerikalıların gözetiminde alıkkonmuş.  Yahudi toplama kampları yanında bu kamplar epey bir insani sayılırmış. Ne var ki kahramanımız da dahil birçok tutuklu iyi muamele görmemiş. Yalnız buradaki en kötü mumale dayakmış. Bir süre sonra bu kamplarda da salgın hastalık tehlikesi baş göstermiş.

Son olarak sıkça karşılaştığım, bu romanda da yerini bulan iyi nazi-kötü nazi sorunsalına değinmek istiyorum. Özellikle bu konuyu daha önce bir kaç filmde işlendiğini hatırlıyorum: Costa Gavras’ın Amen, İstvan Szabo’nun Taraf Tutmak ile Steven Spielberg’in Schindlerin Listesi filmlerinden hatırlıyorum. Bu filmler ve Soruşturma’nın sonundaki bahisler bize, nazi partisine üye olan herkes birer canidir, tespitini tartıştırıyor. Bu bağlamda Von Salomon, iyi nazi Ludin için üzülmemize neden oluyor…