Kral Fare

Gölge Konuşuyor:

Okuduğum birçok romana, hikayeye göndermelerde bulunuyor Kral Fare. Kafkaesk bir başlangıcı vardı. Fare ulusuna sesleniş vardı ama, sesleniş aynı zamanda başka uluslara tehdit gibiydi. Peşinden Dava romanına benzer bir giriş vardı. Adamın biri nedenini bilmediği bir sebepten, sabahın köründe evine giren polisler tarafından tutuklanır. Ne var ki, sonrasında roman bu kafkaesk atmosferden nispeten sıyrılıyor. Sahneye Victor Hugo çıkmıştı sanki, bu sefer Londra lağımları Hugo’nun anlattığı Paris lağımları gibi romantik bir hikayeye ev sahipliği yapmayacaktı. Ne romantizmi sayın Hugo, boğazımıza kadar boka batmışız mesajı veriliyordu bu sefer. Bir de kavalcı çıkınca sahneye, Fareli Köyün Kavalcısı’na gönderme yapıldığı dikkatli bir gölgenin gözünden kaçmaz tabi ki. Sonuna doğru, Joseph Conrad’a Karanlığın Yüreği’ne iniyoruz bu sefer. Finalin hemen öncesi olan bu bölümlerde kitabın marksist yazarı ezen-ezilen ilişkisini metaforik bir şekilde ortaya koyuyor. Bir marksistin metaforlara ihtiyacı yok diye düşünmeyin. O, hikayesini, doğrudan, mimetik ya da metonimik bir şekilde ortaya koymalı. Bir marksiste yakışan budur, değil mi? China Mieville bu hareketiyle de sanki marksist estetike şerh koyuyor gibi.tara0010

Romanın göndermelerinden romana dönelim. Tutuklanan, romanın baş kahramanı Saul. Babasını öldürmekle suçlanıyor kahramanımız. Saul hapishaneden fantastik Kral Fare tarafından kurtarılır. Birlikte Kral’ın doğal mekanı olan kanalizasyona dalarlar. Kral’ın anlattıklarından anlıyoruz ki bu yedi yüz yıllık bir hikaye. Yedi yüz yıl önce iktidarını acımasız Kavalcı’ya kaptırmış. Kavalcı kimseye acımamış, tüm mahlukata katliam uygulamış. Dolayısıyle bu intikam hikayesinde başkalarından da yardım alır kralımız. Bunların başında da örümceklerin ve kuşların kralı vardır. Bu arada Saul’un de yarı fare olduğunu öğreniyoruz.

Dil ve üslup zenginliğinden ziyade, fantastik ve çetrefilli kurgusuyla öne çıkan romanın özellikle Jungle Terörü bölümü yaratığı atmosfer heyecan verici. Kavalcı burada tekrar sahneye çıkar. Yine katliam vardır, ama kaos yoktur, çünkü işini müzik eşliğinde görmektedir. Romanın yadırgadığım taraflarından biri de Kavalcı’nın enstümanının kaval değil de flüt olması. Sanki flüt ezenin, davulu ise ezilenin sembolü gibi…