Zalimlik İlkesi

Gölge Konuşuyor:

Batıl inanç iyinin, üzüntü getiren olduğunu; kötünün ise neşe veren olduğunu kabul eder gözükmektedir.” (Spinoza)

Kitabın söylemek istediği özetle, gerçekler acıdır. Ve gerçeğin peşinden koşan ve onu ortaya dökmeye çalışan felsefe ve filozof da bu bakımdan sevimsiz görünmekte. Evet insanlar çoğunluklatara0015 gerçekle yüzleşmek istemezler. Olanı değil “bu olsun”u tercih ederler. Direnirler, ‘değildir abi!’ Örneğin bizim toplumda sınıf atlama hayali kuran birine patronların yediği naneleri anlatamazsınız. Eşitlik ve adaleti de anlatamazsınız. Solcuların çoğu insanlara devrimi ve sosyalizmi anlatırsak insanlar devrimci ve sosyalist olurlar yanılgısından kurtulamıyorlar. Guy Debord yarım asır önce söylemişti: İnsanlar gösteri isterler…

Filozof ve bilim adamı bu bakımdan acımasızdır. Geriye doğru baktığımızda teorilerin geneli acımasızdır. Düşünün size dünyanın evrenin merkezinde olmadığını söylüyorlar. Merkezde olmayı kim istemez. Yıldızlar ve gezegenler, tüm varlıklar etrafınızda dönüyor. Böylesine göz ve gönül okşayıcı bir şeyden kim vazgeçebilir ki, tüm gerçekdışılığına rağmen…

Gerçeklik söz konusu olduğunda felsefe, bilim ve sanat gibi diğer girişimlerden daha farklı olarak nesnenin tabiatını aşmaya çalışır. Lucretius’un tabiriyle biz gerçekliğin kısmi algısına sahibiz bu dünyada. Bu durum tikeldir. Evrensel olarak bir gerçeklik algımız yoktur. ‘Ne bilemiyoruz?’ sorusu devreye giriyor bu noktada ve tabiki filozofun kapasitesi…

Ne var ki, felsefe, gerçeklik konusunda görünürün ötesine geçmeye çalışır. Ve tüm bunlar yeterli bir gerçeğe sahip olamadığımız fikrini teyit ediyor. İşte bu zihniyete karşı çıkıyor bu kitap. Lucretius, Hegel, Spinoza ve Nietzsche gibi filozofların görüşleri ışığında Yeterli Gerçeklik İlkesi fikrini ortaya atarak. Dolaysız gerçekliğin değersizleştirilmesine tepki gösteriyor kitap. Hayvanların bile duyumsanır gerçekliğin farkında olduğunu söyleyerek.

Yine başa dönersek ve tekrarlarsak, felsefenin sorunu gerçekliğin açıklanamazlığı ve bilinmezliği değil, zalimliğidir. Nerval’in şu sözü de bu bağlamda anlamlıdır: “Bu, yaman bir hastalıktır, şeyleri olduğu gibi gösterir.”

Bu görüşler ışığında kitap, filozoflar arasında ise dermancı-filozoflar ve savaşçı-filozoflar diye bir sınıflandırma yapmış ve ikincisinin yanında saf tutmuş. Dermancı yalanın, savaşçı gerçeğin yanındadır.

Bu filozof kavgası neredeyse kitabın tamamında yer tutmakta. Belirsizlik İlkesi olarak ortaya atılan ilkede ise bir tür filozof tasnifi yapılıyor sanki. Ortaya attığı hakikatin geçersizliğine dair kuvvetli bir şüphe doğmuş ise filozofun filozofluğu kalmamıştır. İşte gerçek bir filozof böyle bir sorunla karşılaşmazmış, zamanında ihtiyatlı davrandığı için.

Hakikatin kendi iç gerçekliği de tartışılabilir. Kendisine gelebilecek saldırıları göğüsleyemen hakikatin hakikatliği düşmüştür.

Clement Rosset kitabın yazarı ama, kitap boyunca konuşan; Diyojen, Lucretius, Spinoza, Schopenhauer, Nietzsche ve Cioran gibi varoluşçu nihilizmin sularına yelken salan filozoflardır. Özellikle son üçünün mantığı, herşey hiçbirşey’dir. Özellikle inanca amansız bir düşmanlıkları vardır. İnanç konusu Cioran özelinde incelenmiş kitapta.

Umut fakirin ekmeğidir gibi bir sözümüz vardır. Bir de “umut işkenceyi uzatmaktır” diyen Nietzsche’nin bir sözü vardır. Hangisi iyidir? Hangisi gerçekçi?…