Ayakları Pürdikkat Refakatçi Haydutlar

Gölge Konuşuyor:

Genç bir yazardan etkileyici bir roman. Vergilius’un Ölümü’ne benzettim. İçsel bir yolculuk var romanda. Bir yol. Kimilerinin bulunduğu, kimilerinin hayal ettiği, kimilerinin de olmak istemediği bir yol. Kahramanlarının düşleri var. Aynı zamanda da başkalarının düşlerinde varlar. Kahraman olduğunu bilen kahramanlar. Lunnya ve Luujik.tara0007

Kurmaaca olan sadece kahraman değil ki: Her şey. Bir şey var ona güneş diyoruz, ne bileyim başka bir şey ona da bulut diyelim. Böyle işte. Yine de kendini anlatan, kendini hissettiren biri var sanki. Bir insan: Bu yazar olabilir.

Bunun yanında kendini gerçek sanan kahramanlar da var. Yazarlaran kaçtığını iddia eden. Olmayan insanların hikayeleri ister istemez bu şekilde birleşiyor. Tanrıya da seslerini duyuramayacaklarını düşünüyorlar. Çünkü Tanrı olmayan insanlara inanmazmış.

Hep yürüyor bu insan kahramanlar. Durmak için bir nedenleri yok çünkü. Zamanda ve mekanda yürüyorlar. Tek ihtiyaçları olan zaman aslında. Uzam hep karanlık çünkü. Sonlu bir dünya. Kurmaca çünkü.

Kahraman hep var olacağının bilincindeydi. Doğal olarak onunkisi ölüm korkusu değil ölümsüzlük korkusuydu. Ölümü  ıskalamıştı o.

Kahraman kendi hikayesini yazıyordu. Kendi tarihini. Ölüm anını kaçırmıştı ama yok olma tehlikesi her zaman vardı. Bu da insanlara benzediği vakit, benzerleri çoğaldığı zaman mümkündü. Kahraman biriciktir çünkü, benzemez kimseye.

Oluş sırasındaki kaosta bayağılaşan  kelimeler. Düğümlenen dil, yarım kalan ifade. “Ayakları pürdikkat refakatçı haydutlar” tamlaması zaten tüm bu bayağılığa, bu kaosa örnek…