Çaparide Çırpınmak

Gölge Konuşuyor:

Belli ki Hande Gündüz hayata iyi tarafından bakıyor. İyi, güzel ve mutlu anları öne çıkarıyor. Öyküler bu açıdan insanı iyi hissetiriyor. İlk iki öyküde bu havayaı sezinledim. Üçüncü öykü Klimanjaro’nun Duvarları’nın biraz kasvetli havası vardı. Ne var ki yazarın anlayışını fark eden okurun bu öyküde de içi umut doluyor…tara0006

Bu güzelliklere, bu mutlu dolu anlara zamanda ve mekanda şahit oluyoruz. Geçmiş bir ana; mesela bir yere ailece yaptığımız bir yolculuk. O an sırasındaki duygumuz ve o anı hatırlarken yaşadığımız duygu. Durup dururken içimiz sevinç doluyor, bu sevinci dışa vuruyoruz başkalarının şaşkın bakışları altında.

Anlatılanlar sadece kendi hikayemiz de olmuyor. Başkalarının hikayelerini dinlemeyi seviyorum diyor konuşan. Hiç tanımadığımız insanların hikayeleri. Bu tanımlama benim için de düşündürücü. Hiç tanımadığım insanların hikayelerini dinlemek. Acaba yazar hiç tanımadığı insanların hikayesini anlatabilir mi? Burada gerçekten bir soru işareti var.

Bisürü fotoğraf karesi, enstantane var hikayelerde sanki. Özellikle Sincap’ın olduğu hikayeyi bir fotoroman gibi kafamda canlandırdım.

Sait Faik’in şapkasından çıkan bir öykücü daha: Hande Gündüz. Ama keşke Alakarga telif gösterdiği özeni çeviride de gösterse…Ne diyeyim, hiç tanımadığım insanların hikayelerini dinlemek beni mutlu ediyor…

Kitabın Sayfalarından:

Bileklerimiz camgöbeği örtünün üzerinde bir süre hareketsiz kalıyor. Eli bardağına uzanıyor. Rakısı bitmiş.

“Sormayacak mısın formülü?” diyor.

Şişeye yürüyor parmakları. Kapağı avucunun içinde yuvarlayarak açıyor. Avuçluyor gövdesini.

“Önce açarsın şişeyi.”

Kapağı masanın üzerine bırakıyor.

“İçersin, içersin… Böyle peş peşe.”

Şişenin ağzını bardağına yaklaştırıyor. Sess… bir ki… sess…

“Sonra… Uzanırsın kanepenin üstüne. Atarsın ağzına birkaç uyku hapı…”

Yudum yudum sallanıyor şişe, rakı kadehe boşalırken.

“Dayarsın başını kanepenin köşesine… Bir güzel uykuya dalarsın.”

Bir eli havaya açılıyor, öbür elinde şişe, şimdilik işi bitmiş. Kapağını özenle kapatıp masaya bırakıyor. Başını tek bir kere ama sertçe yukarıdan aşağı doğru indiriyor. Anlaşıldı mı, der gibi.

“Sonra?” diyorum.

“Sonrası seni ilgilendirmez.” (sf.116)

 

Reklamlar