İçeri Girmez miydiniz?

Gölge Konuşuyor:

Tüm öykülerde bir zamanlar yaşamda önemli yer tutan bir kişi ya da olay ve durumun izleri var. Bu tüm öykülere burukluk ve eksilme duygusu katmış. Eksilen şey öykülerin çoğunda, artık yaşamda olmayan tara0005anneyken, bazı öykülerde bu bir hayvan (köpek ya da kedi), bazı öykülerde ise geride kalmış gençlik ve buna bağlı güzelliktir. Öykülerde bu eksilme duygusunun ikamesi de öykülere hoşluk katıyor. Bu bazen acılı, bazen komik, bazen de trajikomik oluyor.

Neslihan Önderoğlu bu ilk kitabıyla Haldun Taner öykü ödülünü almış. Haldun Taner’le de yeni tanışan biri olarak Neslihan Önderoğlu, Haldun Taner kadar iyi yazıyor diyebilirim.

Yayın hayatına yeni atılan Alakarga Sanat Yayınları da özellikle öykü alanında doyurucu kitaplar yayınlayarak iyi bir başlangıç yaptı.

Daha fazla gevezelik yapmadan, bu sefer her öyküden, öykünün kalbi olan bir ya da iki cümle yayınlayarak değişik bir şey yapmak istedim. İyi okumalar.

Alıntılar:

Bir Prenses Masalı: “Yeni eşyalar istemiyorum, bu eve ben yokken apar topar bulup getirdikleri, her birinin kendi dili, hafızası olan bu eşyalarla kurmak istiyorum yeni hayatımı.”

İçeri Girmez miydiniz? : “Ona bizden bir hayatı sığdırabileceği bir ev yarattım.”

Bozkır Sıkıntısı: “Bazen bir iç sıkıntısından kaçmanın en iyi yolunun başka bir sıkıntıya sığınmak olduğunu anlamıştı.”

Heb-lu-leb: “Doğduğumda ağlamamıştım.”

Camlar ve Aynalar: “Evdeki bütün aynaların üstünü örttüm….  Aynaları hiç sevmedim…. Ayna sırlıdır. Sırlı. İnsanın içinin sırrını gösterir.”

Düşbozumu: “Bugün balık yapalım mı? Sonsuz özgürlük. Saf varoluş. Şöyle bir de rakı  açarız yanına. Yüksek bilinç. Tuzluğu uzatır mısın? Derin düşünce.”

Kapak: “Karısının yorgun yüzünü, dölsüzlükten bir meyve gibi ufalan, büzüşen bedenini, yüzünde giderek büyüyen gözlerini geçirdi aklından. Yağmurun ilk damlaları alnına düştü.”

Trampa: “Üstelik ben yolun sonuna geldim sayılır. Yazık ki geride bırakılmayı bekleyen bir can yoldaşı varsa huzur içinde ölemiyor insan.”

Saide: “Başkalarının içtiği sigaranın kokusunu taşımaktan yorulmuştu.”

Başkasının Mutfağı: “Siz yine oturduğunuz yerden duvarlara bakıp mavi dalgaların arasında sörf yapmaya devam edebilirdiniz.”

İki: “Hadi canım, bi çay demle de içelim bari.”

Usulca ve yalnız: “Dışarıda az sonra başlayacak sahte bir törenin daha hazırlığı yapılıyordu ve dışarda en az ikimizin varlığı anımsanıyordu.”

Tersyüz: “Eşyaların benimle ve birbirleriyle, önce daha çok konuşan, sonra gittikçe daha çok dinleyen hareketleri giderek ağırlaşıyor, bir süre sonra durma noktasına geliyordu.”

Kısır: “Kediler ancak bir öğrenci evinin sefilliğine yakışır.”

Bay Hankuk’un Akılalmaz Değişimi: “Kendisi de altı bacak ve iki duyargalı bir böcek türü olan Bay Hankuk’u o gece ve ondan sonraki iki gece bir türlü uyku tutmadı.”

Halıdaki Rus Lekesi. “Aldırmadı. Yüzünü dışarı çevirip acısının büyüklüğünü daha vakur bir şekilde göstermeye karar verdi.”

Tilia: “İşte o zaman emin oldum. Oydu. Dedem söylerdi, bazı insanlar öldükten sonra. Dünyaya yeniden bir hayvan olarak yani, gelebilirmiş de…”

Refakatçi: “On üç yıl boyunca avuçlayacak bir şey bulamayan bir adamı, birdenbire avuçlarını dolduracak iki tane şahane yuvarlağın Allah’ın hikmeti olduğuna inandırması güç görünüyor sana.”

Dışarda: “Beni benden korumaya çalışıyorlar diye düşünerek kendi kendime gülümsedim.”