Hah

Gölge Konuşuyor:

Ölen babaya adanmış olan öykü. Zaman zaman ağıt formatında ilerliyor.  Zaman zaman metanet hali hakim oluyor, hayat devam ediyor izlenimi ediniyor okur butara0001 bölümlerde. Zaman zaman da Etkafa örneğinde olduğu gibi esprili, komik hale geliyor öykü.

Yazıya sığınmış bir ruh hali anlatıyor öyküyü. Öykü bir nekahet sürecini anlatıyor dersek yeridir.  Rü’ya’nın rüyası ya da kabusu ile baba imgesinin olduğu bölümlerin kasveti, bir sevgilinin yani Memo’nun olduğu bölümlerde törpüleniyor, Etkafa’nın olduğu bölümlerde ise yazının mutlak başarısı ilan ediliyor.

Öykü ‘şiirin olanaklarından’ yer yer faydalanmış: “Dedim ne uzak bir gün. Gece sabaha ne uzak.“(sf. 31) , “Ne kadar berraktı bir yandan bir yandan da her -ama her- her şey besberrak. Taze bir yaprağa düşmüş, mürekkebi ıslak bir sözcük gibi taze, bir düşünce tanesi gibi berrak. Değse bir de, değse, değ! birazcık değse; gurultulu, ılık, kumral ama menekşe?” (sf. 67)

Babanın olduğu bölümler çok acımasız, “Babanın sol göğsünden havaya azar azar pısst karışan bir şey var: kapkara ve kocaman türbinlerin uğultusu, asitli sıvıların fokurtusu, eğe ve çekicin sesi, yanmış yağ ve polyesterin kokusu.

Tebessüm ettiren Etkafa’lı bölümler: “Hızla çıktım aktardan, kendimi meşgul ve sinirli yaptım. Et dükkanının önündeki beyaz minibüsün arkasında duran gözlerimi kıstım, pırasalara baktım. Baktım Etkafa kıçın kıçın yanaşıyor, ‘oo,’ diyor, ‘oo…’ ” (sf 48)