Ölmeye Yatmak

Gölge Konuşuyor:

Dar Zamanlar serisinin ilk kitabı. Böylece seriyi tamamlamış oldum. Tersinden okudum: 3-2-1. Öyle icap etti. Özel bir seçim değildi. Kitapları temin etmemle alakalı tara0003bir durum. İkinci kitaptan çok etkilenince bu kitabı da temin etmek istedim. Sağolsun  Nadirkitap üç gün sonra kitap elimdeydi. Şeyma kitaba da koca bir teşekkür: YKY baskısı bu yepyeni kitaba sadece 7 TL değer biçtiği için.

Üçüncü kitap Hayır’ı yıllar önce okuduğum için çok az hatırlıyorum. Üçüncü ve ikinci kitapları neredeyse bir arada okudum. Değişik bir okuma oldu bu açıdan. Ölmeye Yatmak’ı edindiğim gün okumaya başladım zaten.

Ölmeye Yatmak da iyi bir kitaptı ama  Bir Düğün Gecesi kadar da iyi değildi bence. Serinin ikinci kitabı benim için çok özel bir kitap oldu. Ömer ile Aysel arasındaki sorunu tam olarak bu romanda anladım.

Ölmeye Yatmak okur açısından Bir Düğün Gecesi’ne göre daha zor okunabilir. Çünkü Ölmeye Yatmak’ta bir alt metin zenginliği var; anılar, mektuplar, günlükler… Ağaoğlu, post-modern bir roman yazacağım dememiştir belki, ama romanı post-modern romanın kalıplarına uyuyor.  Post-modern roman okumayı alışkanlık haline getirmeyen bir okur için zor bir roman olabilir.

İkinci roman Bir Düğün Gecesi’ndeki romandaki ironik dil bu romana hakim. Kırkların atmosferini anlatma tarzı hoş olmuş bu ironik dil nedeniyle.

İçeriğe baktığımızda tam bir panorama romanı diyebiliriz Ölmeye Yatmak’a. Atatürk’ün Ölümü, 23 Nisan kutlamaları, Milli Şef’li yıllar, ikinci cihan harbi, çok partili sisteme geçiş, 47’liler…

Otoriter devlet baskısının çok yoğun hissedildiği yıllar. Komünistler de, aşırı milliyetçiler de, dinciler de bu baskıya maruz kalmış, hem milli şef döneminde hem de DP döneminde. Atsız gibi ırkçılar cezalandırıldığı gibi, komünizm insan ruhuna aykırıdır diyen bir öğretmen de ceza almış komünist avı varken. Yani  o günkü anlayış şöyleymiş;  benim istediğim kadar demokrat, benim istediğim kadar dindar, benim istediğim kadar milliyetçi, benim istediğim kadar solcu olacaksın…

Kemalizm o yıllarda bir din gibiymiş. Atatürk’ün ölümüyle ilgili abartılı törenler gerçekleştirilmiş. Aklıma bir anda geçenlerde liderini kaybeden Kuzey Kore geldi. Cumhuriyetin aydını yaptığı her davranışı Ulu Önder’in ve Cumhuriyet’in ilkelerine uyup uymadığını düşünüp taşınıyormuş. Tam olarak uygarlaşamadığımız için hayıflanıyorlarmış…

Atatürk kadar büyük bir lider de o yıllarda Adolf Hitler’miş. Savaşta gönlümüzden geçen Hitler’in muzaffer olmasıymış. Hatta memlekette Yahudi düşmanlığı da artmış. Birçok Yahudi çocuk hırsızlık nedeniyle göz altına alınmış…

Reklamlar