Zamanın Kokusu

Gölge Konuşuyor:

Biz gölgelerin sırlarına bu derece vakıf olmuş birine daha önce  rastlamamıştım. Kim bu kişi? Kitabın kapağında Nur Yazgan yazıyor. Sırlarımızı ifşa eden bu kişiyle ‘göz göze gelmek’ isterdim. Nur Yazgan birinci bölümdeki ‘ihtiyar mezarcı’nın akrabası değilse, romanını yazmadan önce Babil Kulesi’ne çıkmış olmalı. Romanın iyi bir fantastik kitap olduğunu ve Alice Harikalar Ülkesinde’yi kıskandıracak bir kurgusu olduğunu düşünebilirsiniz ama hikayenin tamamı gerçek. Hikaye de bir eksiklik aradım, maalesef  bulamadım, bulsaydım zaten hesabını soracaktım. Mesela, zihinlerdeki karanlık katrelerin Gölge’ye sığınmış Ölüm’ün teri olduğunu kim bilebilir ki başka ve bu hikayeyi anlatacak kelimeleri. Ancak Babil Kulesi’ne çıkmış biri. Eleştirmenseniz ‘Nur Yazgan’ın romanının eklemli öykülerden  oluştuğu’  falan şeklinde sıradan bir yorumda bulunurdunuz. Ama bu hikaye başka türlü olmazdı zaten… Mezarcı’nın hikayesinin Müezzin’inkine, Müezzininkinin Akordeon Çalan İhtiyar’ınkine, ihtiyarınkinin torunun hikayesine bağlantı noktalarını; torunun ve arkadaşının hikayesinin Habil-Kabil’in hikayesiyle ve Akordeon Çalan İhtiyar’ın hikayesinin Dostlar Kıraathanesinin sahibinin hikayesiyle paralelliğini görünce ‘Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek’ gerekir diye düşündüm…

Başka Bir Gölge Konuşuyor (ön kapakta):

Senden saatine bakmanı istiyorum. Gün boyunca bileğindeki küçük kemiğin üzerinde gezinip duran ya da duvardan seni izleyen saatinin kadranın üze4rinde sessizce ilerleyen akreple yelkovana bakmanı; sen akreple yelkovanın ölçtüğü zamana yetişmeye çalışırken onların günde kaç kere birbirine sarıldığını düşünmeni istiyorum. Onların sevişmelerine verdiğin adları…Dakikaları, saniyeleri ve saatleri. Oysa akreple yelkovan başlangıcın ve sonun olmadığı bir mekanda birbirlerine kavuşmaya çalışıyor. Biri sürekli bekliyor.ötekiyse bekleyeni arıyor. Benim gibi sen de onların hep ileriye gittiğini düşünüyorsun. Beni bekleyen kusursuz bir hayatın olduğunu ve onu mutlaka bulacağımı zannederek arayışlarıma devam ettiğim günlerde hissetttiğim gibi, zamannın önce ileriye sonra da sana doğru aktığına; yaşamın senin arzularında son bulacağına inanıyorsun…

Ölüm Konuşuyor (kitaptan alıntı):

Eğilip bükülen, kırılıp dökülen, asfaltlarda sürünen ama hepsinden önemlisi daha çok insana benzeyen o sefil gölgenin içinde var olmaktan hoşnut değildim hiç. Önceleri bir beden özlemiyle yanıp tutuşuyordum. Bu şiddetli arzu zaman zaman içinde yaşadığım gölgeyi titretiyor; beni senin dünyana giderek daha çok yaklaştırıyordu. Ama dünyana yaklaşmak arzularımın şiddetini azaltmıyordu. Aksine günbegün daha önce tatmadığım yeni yeni hisleri duyumsamaya başlıyordum. Doğamda var olan hayatla bütünleşme arzusuyla bile baş edemezken ben, senin hep yüreğinde taşıdığın o insani duyguların her birinin teker teker farkına varıyor;  birbirinin zıddı olan bu duyguları nasıl yüreğinde taşıyorsan sen, ben de ihtiyar mezarcının bedensiz gölgesinde onları özümsemeye, adlandırmaya, tanımaya ve hatta taşımaya çalışıyordum…     (sf. 31)

Tanıtım Bülteni:

Lafı hiç dolaştırmadan söylemek gerekirse, gerçekten etkileyici bir romanla karşı karşıyayız, Zamanın Kokusu’nda. Nur Yazgan, ikinci romanında bizi hemen burnumuzun dibindeki bir kasabada, gerçeküstü bir dünyaya götürüyor. Ölüm, bir gölge suretine bürünmüş insanlar arasında dolaşmaktadır. Kimin gölgesinin yerine geçeceğini düşünürken bir taraftan da, bu başıboş gölgeyi fark eden insanların yaşadığı “ölüm korkusu”nu aktarır. Ölüm’ün anlatıcı olarak arz-ı endam ettiği roman, tanıdık karakterlerle dolu ama bir o kadar da sıradışı bir kasabayı anlatıyor. Eskinin imamı şimdinin belediye başkanı, kimilerince cinlenmiş Şuap, karısı Satı, oğlu Cengo, okul müdürü Cumali, onun oğlu Rıza’nın hikâyelerinden Nuh ve hattâ Habil ile Kabil’e uzanan bir anlatı Zamanın Kokusu. Hasan Ali Toptaş’ın gerçeküstücü diline anımsayanlar varsa baştan söyleyelim, son derece özgün ve katmanlı anlatımıyla insan ruhunun derinlerindeki karanlığın resmini çiziyor Nur Yazgan. Çocukluk arkadaşının ve süt annesinin gecekondusunu yıkarken kılı bile kıpırdamayan insanlar, kendi hayatı dışında hiçbir şeyi umursamayanlar, biricik oğluna toz kondurmayıp okuldaki bütün çocuklara işkence edenler ve birbirine kısa bir an için kavuşan Akrep ve Yelkovan. İlk kitabıyla Duygu Asena Roman Ödülü’nü kazanan Nur Yazgan, ikinci romanında da ıskalamıyor.